İnsanın ömrü insanı sorgulamakla geçiyor sanırım. Niye böyle? Nasıl olmuş? Neden öyle demiş? Bana mı dedi? Yok demedi, dedi dedi... Yok hayır demedim hiçbirşey. Üstüne alınırsın bolca şeyi, sanki o direkt sana yapılıyormuşcasına. He bir de yandaş toplarsın, şıracının şahidi starbucks'da kahve içen çakma solcu hesabı. Bir dönem olmuş olabilir ama bu geri kalan zamanlarda da böyle olucak diye bir kaide yok. Aslında olabilirdi de ama şartlar bir çok şeyi zamanla yıpratır. Elinde mevcut olsa da olmasa da, birşeyle ilgilenmek onunla vakit geçiriyormuş gibi yapmak insana haz verir çoğu zaman. Fakat doğanın kanunu bu ya, içindeki çekememezlik, kötülük yüzüne vurmuş bir insan gelir onu "pıt" diye parmağının ucuyla iter. Aaa... Yıkıldı. Tüh!
Tadım kaçtığı zaman doğal olarak tatsız bir hâl almış oluyorum. Bu senin içinde geçerlidir tahminen, bir başkası içinde. Elindekinin değerini biliceksin geyiği hakikaten geyik yalnız. O'na o bilinçle yaklaşmıycaksın, o bilinç zaten hali hazırda olması gereken birşey. Sen onun üzerine bina ediceksin çoğu şeyi. Elindekinin değeri de bıdbııbdııdbbı da bıdı bıdı... Eee? Sonra? Sonrası paranoyaklık. Başka hiçbirşey değil. Mikemmmel olması gerekmiyor herşeyin. Olmasın abi, olmasın yani ne kaybedersin ki? İçinden "abi tamam okuyoruz bu yazıyı ama ne diyor bu yahu?" dediğin kulaklarımda çın çın dönmekte. Ben de bilmiyorum Müfit, yazıyorum işte öyle. Çok sevdiğim, zaman zaman minni mınnı diye mıncıklamak istediğim bir hocam bana "sürekli yaz, yaz ki yazın gelişsin"demişti. Sanırım o yüzden böyle kantin kuntin şeyler üzerine karalıyorum. Aslında karalamıyorum. Tuşluyorum. Tabii, kağıt-kalem olayı eskidendi. Yoksa değil miydi? Yok yok değil, oralara da karalıyorum ama onlar burda ifşa edilecek türden şeyler değil. Kabı da kırmızı değil. Gayet siyah. Tadı kaçtı çünkü o kırmızının. Kırmızı değil de yeşil mi deseydim acaba? Bu kırmızıdan da "acaba ne demek istedi" konulu bir makale yazılır mı? I ıh, yok yazılmaz. Hülasa, ilgilenmiyorum sen de işinle gücünle ilgilen falan insanın kendi kendine yakışanı giymesidir...
K.
30 Nisan 2010 Cuma
29 Nisan 2010 Perşembe
İlk
İlk olan şeyler herkes için önemli ve heyecan verici bir durum içerir mi acaba? Bende çoğu kez öyle oluyor. Ne zaman herhangi birşeyin ilkini yaşasam ayrı bir heyecan ve amatörlük hissediyorum. Fakat ilginçtir, o amatörlüğün yanında sanki yıllardır o işi yapıyormuş gibi bir de profesyonel bir tribe giriyorum. Halbuki her an tüm olay yerle yeksân olabilir. İşte tam o anda devreye soğukkanlılık denen o garip duygu giriyor. Dışardan pek bir soğukkanlı, suratsız bir adam gibi görünsemde, öyle anlar geliyor ki "abi naaaaaaptın ya" diyebiliyorum kendi kendime. Galiba bu durum muhattap olunan insana göre değişen bir durum. Bir blogda kısa bir cümle okumuştum; "doğal afetler karşısındaki soğukkanlı duruşumu neden karşı cinsle ilk buluşmamda takınamıyorum?" o kadar güzel gelmişti ki bu cümle bana... İçinde bulunduğu durumu "evet işte bu bu bu bu ve bu" diye direkt olarak karşıdaki insanın aklını karıştırmadan, güzel bir örnekle açıklamış. Ben de öyle bir durum çok sık olmaz, doğal afettede heyecanlıyım bazı(!) ilk buluşmalarda da. He eğer oluyorsa o soğukkanlılık gerçekten o işin içinde birşey vardır. İşimle ve karşımda muhattap aldığım insanla alakalıdır soğukkanlı duruş. O değil de konu nerden nereye geldi, he ilkler diyorduk. Evet ilkler önemli hem de çooooook önemli.
27 Nisan Salı günü ilk resmî derlememi İstanbul'da yaptım. Benim için ilkti ve çok önemliydi. :)
K.
27 Nisan Salı günü ilk resmî derlememi İstanbul'da yaptım. Benim için ilkti ve çok önemliydi. :)
K.
26 Nisan 2010 Pazartesi
Alışkanlıklar
İnsan kendi düzenini ne kadar sıklıkta bozabilir? Ya da hiç bozmaya cesaret gösterebilir mi? Çok enteresan, kalıplaşmış şeyleri ellemek, yerlerinden oynatmak ya da onların yerine başka birşeyi getirmek çoğu zaman baya bir zor oluyor. Ne biliyim, bu bir yemek alışkanlığı da olabilir, giyim alışkanlığı da müzik alışkanlığı da. Mesela ben uzun bir zamandır makarna yaparken sadece spagetti yapıyorum. İtalyanım ya bi de o yüzden spagetti diyorum. Yahu bildiğin çubuk makarna işte, kulağa ne kadar yabancı geliyor değil mi? Bak o bile bir kalıba oturmuş ve sen onu çubuk makarna değil de spagetti olarak duymak istiyorsun. Yok arkadaş ne burgu, ne de düdük makarna yapamıyorum. İlla çubuk olacak. Tat aynı tat, malzeme aynı malzeme eee değişen ne? Hiçbişey! Tez zamanda değiştirmem lazım bu çubuk makarna olayını, yoksa bu gittiğim yol yol değil! :)
Alışılmış şeyleri insanın üzerinden atması baya bir zaman alıyor bunun farkına vardım. Fakat şöyle de bir durum oluşuyor o zaman; üzerinden attığın alışkanlığı -bu herneyse, soyut ya da somut- tekrar geri kazanamıyorsun. Yok istesende olmuyor. Peki bunun sebebi ne? Yerine yenisinin gelmesi, bu kadar basit =)
K.
Alışılmış şeyleri insanın üzerinden atması baya bir zaman alıyor bunun farkına vardım. Fakat şöyle de bir durum oluşuyor o zaman; üzerinden attığın alışkanlığı -bu herneyse, soyut ya da somut- tekrar geri kazanamıyorsun. Yok istesende olmuyor. Peki bunun sebebi ne? Yerine yenisinin gelmesi, bu kadar basit =)
K.
23 Nisan 2010 Cuma
İstiklâl Hatırası
İstiklâl caddesi çok garip bir yer, bugün tüm gün orda dolandım ve fotoğraf çektim. Özellikle sokak müzisyenlerini. Bir köşede klarnet çalan bir roman vardı ve makineyi ne zaman ona çevirsem kaçtı kadraja girmekten. Neden çekindi anlamadım. Biraz ileride laz uşakları vardı, tulum çalıp horon teptiler :) Ülkenin her yerinde olan hazır lazlar var ya, onlar bir anda belirip anında horon tepmeye başladılar. Çok ilginç, adamlar tulum ya da kemençe sesini duydukları anda yerlerinde duramıyorlar. Nasıl bir içgüdüye sahipler anlaması çok güç. Galatasaraya doğru yaklaştığım zaman keman, kajon ve gitar'dan oluşan bir trio vardı. Enteresan bir müzik yaptılar. Onlara çalarken eşlik eden dansçılar vardı bir de. Müzisyenler çaldıkça doğaçlama yapan modern dansçılar. Halkın tepkisi çok enteresandı. Dalga geçenler, ilgiyle izleyenler ve onları taklit etmeye çalışanlar. Çok ilginç kareler çıktı ortaya. He bir de bu çalan grupların kendi kaydettikleri amatör albümler vardı. Sanırım 10 TL'ye sattılar onları. Lazlar dahil izlediğim her gurubun vardı böyle bir durumu. He alan çıktı mı? Bir elin beş parmağını geçmez tabii ki :) Horonu teptik, stresi attık e güzel hadi pamuk eller falan? Yok, herkes arazi... Daha da ilerlediğimde akbank sanat'ın binasının tam karşısında bağlama çalan bir abi vardı. Yaklaştım bir kaç fotoğraf aldım, sordum sonra bir problem olur mu abi gibisinden? "Yok kardeş ne problem olucak, sende işini yapıyorsun sıkıntı çekme dedi" adamın o naif tavrına hayran kaldım. Sonra tam çalarken bir özel güvenlik görevlisi gelip adamcağıza bağırmaya başladı; kapat şu kabini (!) -amplifikatörden bahsediyor insancık- dün gece de uyardım seni, alıcam o sazı kırıcam bir gün o olucak. Dedim Kerim sakin ol, karışma sen. Gittikten sonra sordum abi nedir? Anlatmaya başladı adamcağız, tamamen kıllığına ve gıcıklığına yapıyormuş sevgili özel güvenlik. Sanane arkadaşım, sanane yani bırak çalsın adam neyi kurcalıyorsun ki, nedir derdin? Uzun uzun sohbet ettik Diyarbakırlı Ender abiyle. Ne hayatlar var dedim kendi kendime, biz nelerle uğraşıyoruz insanlar nelerle cebelleşiyor. Kıymet bilmek önemli birşey sanırım... Velhasıl Beyoğlu'nda fotoğraf çekmek çok güzel bir durum. Tamam biliyorum daha önce binlerce kez fotoğraflandı ama her dakika değişik onlarca şey olunca malzeme asla bitmez orda...
K.
Anlam
İnsanoğlunun hayatının her anında karşılaştığı ve zihninde bir takım kodlar aracılığı ile kalıp haline sokma çabası içerisinde olduğu çeşitli durumlar oluşabilmektedir. Farklı zamanlarda oluşan bir takım etkenler, söylemler, olgular veya nesneleri tanımlamak için beynin bir araç olarak kullandığı kavrama anlamlandırma ya da daha yalın bir haliyle anlam diyoruz. Sürekli bir sorgulama hali içerisinde bulunan beyin, anlam aracılığı ile belirli bir tanım içerisine soktuğu kalıpları sınıflandırarak, süregelen farklı durumlarda mukayese yapma yetisini kazanır. Yapılan karşılaştırmalar doğrultusunda alınan kararlar ve yapılan yorumlar daha etraflıca ve içerik bakımından zengin bir hale bürünmüş olur.
Bireyin anlam doğrultusunda bir çözüme ulaştırdığı kavramlardan ziyade bir de anlam veremediği veya çeşitli şekillerde zorlandığı durumlar vardır. İşte tam da bu noktada inanç sistemleri devreye girer ve insan anlayamadığı ve kafasında bir şekle oturtamadığı şeylerden korkmaya başlar. Bu korku tanrı korkusu ile bütünleşir ve o doğrultuda dinlerin yerine getirilmesini istediği şartlara kimileri kısmen kimileri de külliyen uymaya başlar. Anlamlandırılan ve anlamlandırılamayan olgular aslında her toplumda başlı başına değişim gösteren durumlardır. Bunu dinamik bir yapı olarak da görebiliriz. Zaman ve mekân kavramı burada başlı başına temel bir etken oluşturabilir. Mensup olunan kültür insanın bakış açısında doğrudan bir etki yaratmakla beraber anlam olgusunu da direkt olarak merkezinden şekillendirmesinde etkili olur. Birey yaşadığı coğrafyaya, topluma, zamana, ait olduğu alt veya üst guruba ve yetiştiriliş tarzına göre hayatı boyunca farklı bakış açıları ile bezenmiş bir duruşa sahip olur. Anlam da bu bütünler doğrultusunda, onları baz alarak devreye girip işlevini gösterir. Yani bir bakıma bu unsurlar yol gösterici ana arterler olarak da işaret edilebilir.
Kültürle doğrudan bir ilişki içerisinde olan anlam, müzikte de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. İnsan tarafından üretilen ve belirli gelenekler doğrultusunda şekle sokulan müziğin soyut bir malzemesi vardır. Bu soyut malzeme, işlenip ortaya bir ürün olarak konulduktan sonra birey tarafından eğer anlamlandırılabiliniyorsa dinlenip tüketilmektedir. Eğer anlamaya çalışıp çözümleyemiyor ise birey için pek bir şey ifade ettiği söylenemez. Farklı kültürler içerisinde yapılan müzikleri de bu konuya örnek olarak verebiliriz. Örneğin Anadolu’da yaşayan mevcut bir dini gurubun yaptığı müziği Ortadoğu’da bulunan bir millete mensup olan insan anlamakta zorluk çeker. Kültürün içine nüfuz etmediğinden dolayı çözümleyip bir tanım yüklemek, o insan için anlama açısından oldukça zor bir durum teşkil eder.
Aslına bakıldığına bir anlamlar bütünü olan müzik, her toplumda ayrı davranış kalıplarına göre şekillenir. Bu yönde şekillenen müziğe hakim olmak ise ancak belirli bir bilinç ve tecrübe birikimi doğrultusunda mümkün olabilir. Ele alınan toplumun günlük hayatı, eğitimi, dili, içinde barındırdığı çeşitli dinleri, bu dinler doğrultusunda oluşan ritüelleri, ekonomisi, siyaseti ve sosyal hayatı gibi o milleti oluşturan temel kavramları bilmeliyiz ki bu doğrultuda oluşan kültürel hayatı ve dolayısıyla da müziği anlamlandırabilelim.
Genel olarak bakıldığı zaman insanın neredeyse tüm hayatını bir bakıma çevrelemiş olan anlam, bireyin karşılaştığı durumlar ışığında biz çözüm üretme açısından kilit noktada bulunan önemli bir etkendir. İnsanlığın varoluşundan bu yana kendi kendine sorguladığı ve “neden” sorusuna cevap aradığı yüzyıllar boyunca anlam kavramı soruların yanıtlanmasında yol gösterici ana bir arter olmaya devam etmektedir.
K.
Bireyin anlam doğrultusunda bir çözüme ulaştırdığı kavramlardan ziyade bir de anlam veremediği veya çeşitli şekillerde zorlandığı durumlar vardır. İşte tam da bu noktada inanç sistemleri devreye girer ve insan anlayamadığı ve kafasında bir şekle oturtamadığı şeylerden korkmaya başlar. Bu korku tanrı korkusu ile bütünleşir ve o doğrultuda dinlerin yerine getirilmesini istediği şartlara kimileri kısmen kimileri de külliyen uymaya başlar. Anlamlandırılan ve anlamlandırılamayan olgular aslında her toplumda başlı başına değişim gösteren durumlardır. Bunu dinamik bir yapı olarak da görebiliriz. Zaman ve mekân kavramı burada başlı başına temel bir etken oluşturabilir. Mensup olunan kültür insanın bakış açısında doğrudan bir etki yaratmakla beraber anlam olgusunu da direkt olarak merkezinden şekillendirmesinde etkili olur. Birey yaşadığı coğrafyaya, topluma, zamana, ait olduğu alt veya üst guruba ve yetiştiriliş tarzına göre hayatı boyunca farklı bakış açıları ile bezenmiş bir duruşa sahip olur. Anlam da bu bütünler doğrultusunda, onları baz alarak devreye girip işlevini gösterir. Yani bir bakıma bu unsurlar yol gösterici ana arterler olarak da işaret edilebilir.
Kültürle doğrudan bir ilişki içerisinde olan anlam, müzikte de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. İnsan tarafından üretilen ve belirli gelenekler doğrultusunda şekle sokulan müziğin soyut bir malzemesi vardır. Bu soyut malzeme, işlenip ortaya bir ürün olarak konulduktan sonra birey tarafından eğer anlamlandırılabiliniyorsa dinlenip tüketilmektedir. Eğer anlamaya çalışıp çözümleyemiyor ise birey için pek bir şey ifade ettiği söylenemez. Farklı kültürler içerisinde yapılan müzikleri de bu konuya örnek olarak verebiliriz. Örneğin Anadolu’da yaşayan mevcut bir dini gurubun yaptığı müziği Ortadoğu’da bulunan bir millete mensup olan insan anlamakta zorluk çeker. Kültürün içine nüfuz etmediğinden dolayı çözümleyip bir tanım yüklemek, o insan için anlama açısından oldukça zor bir durum teşkil eder.
Aslına bakıldığına bir anlamlar bütünü olan müzik, her toplumda ayrı davranış kalıplarına göre şekillenir. Bu yönde şekillenen müziğe hakim olmak ise ancak belirli bir bilinç ve tecrübe birikimi doğrultusunda mümkün olabilir. Ele alınan toplumun günlük hayatı, eğitimi, dili, içinde barındırdığı çeşitli dinleri, bu dinler doğrultusunda oluşan ritüelleri, ekonomisi, siyaseti ve sosyal hayatı gibi o milleti oluşturan temel kavramları bilmeliyiz ki bu doğrultuda oluşan kültürel hayatı ve dolayısıyla da müziği anlamlandırabilelim.
Genel olarak bakıldığı zaman insanın neredeyse tüm hayatını bir bakıma çevrelemiş olan anlam, bireyin karşılaştığı durumlar ışığında biz çözüm üretme açısından kilit noktada bulunan önemli bir etkendir. İnsanlığın varoluşundan bu yana kendi kendine sorguladığı ve “neden” sorusuna cevap aradığı yüzyıllar boyunca anlam kavramı soruların yanıtlanmasında yol gösterici ana bir arter olmaya devam etmektedir.
K.
Deneme gibi. 3-5 kalkıyor!
Mesafe ne garip birşey değil mi? Bir anda paaaat diye çıkabiliyor insanın karşısına. Tabii bu mevcut olan mesafenin çeşidine göre de değişen bir durum. Bir mesafe vardır yollar, hem de kapanamacayak kadar uzuuuun yollardır, bir de diğer bir mesafe vardır; dibindesindir ama sadece "dibinde olma" görüntüsü çizersin. İnsanoğlu bazen karşılaştığı insanlara ısınamıyor ve o ısınamadığı insanlardan öyle bir hareket görüyor ki mümkünse ikinci bir emre kadar karşıma çıkma damgası yapıştırıyor. Ama çok enteresan, aslında o hareketler sadece sana değil herkese yapılmış şeyler. Fekat insanoğlu garip bir varlık, olsun abi saftır, salaktır ben o'nu öyle kabul ettim sen de et tribine giriyor. Yok hayır, ben onu öyle kabul etmiyorum. Öyle kabul etmediğim içinde bu şekilde davranıyorum, mümkünse sen de öyle kabul etme ve accccıcık aç gözünü ve sağına soluna bak. He peki benim gözüm çok mu açık? sanmam, aksine bir durumda kanımca. Ama açıkmış gibi olduğu için "ulan ne soğuk nevale yahu, hiç zıttım almıyor şu adamı" geyikleri kulağımı çınlatmıyor değil. Almasın çok güzel, harkülade hatta. Çünkü frekans aynı değil, parazit çok fazla var cızırdıyor muhabbet. Yep?
Bu bahsettiğim - bu arada, her yazdığım şeyde vurguladığım gibi kendi estetik algım çerçevesinde olan şeyler bunlar- genel insani ilişkiler üzerinden olandı. Bir de birebir olanlar var, bir zamanlar olanlar. Yahu şu yaşıma geldim o durumu hâlâ daha anlayamadım arkadaş. Can ciğer kuzu sarmasısın, yediğin içtiğin yok al ben yemiyim sana yediriyim durumundasın, pamuklara sarıyosun falan keza o da sana aynı şekilde ama sonra PAT tepetaklaksın! Hadi o'nu anlarım bişeyler yolunda gitmemiştir, rayından çıkmıştır, sen üstüne daha da rayından çıkartmışsındır gidişatı ama benim algılamaya çalıştığım o değil zaten. Gelinen durum! İçerik hiç önemli değil, konuş konuşma salla sallama, istersen görmemezlikten gel. Orayı geç, onu biliyoruz zaten. Ağzının içine düştüğün biriyle "peki, teşekkürler, selam, görüşürüz" bu yani bütün hikaye bu. O nasıl oluyor? Bünye nasıl bir anda hopppaaa deyiverip ters rotaya döndürüyor olayı? İnsan nasıl bir mekanizmaya sahip ki, beyin bi anda bütün algıyı, hikayeyi siliverip böyle bir tepki verebiliyor? yoksa veriyormuş gibi yapıp sadece seni beni mi kandırıyor? nedir yani? Şu muhabbet sadece insanın kişisel olayları ile, kendi iç dünyası ile alakalı durumlarda su yüzüne çıkıyor. E yaptın en yakınındakine, sana ters olan birşeyi gördüğün zamanda yapsana etrafında olan tiplere, neden onlara karşı olmuyor? O durumda niye içindeki dürtüler dışarı fışkırmıyor, o kadar laf dönmüş arkandan yığınla kazık yemişsin zamanında? Nasıl olucak?
Son 3-5 cümledir soru işareti sayısında bir patlama olduğuna göre bu işlerin içinde yolunda gitmeyen çok fazla şey var...
He bir de gerçek olan acıdır, gerçek olan daima batar...
K.
Bu bahsettiğim - bu arada, her yazdığım şeyde vurguladığım gibi kendi estetik algım çerçevesinde olan şeyler bunlar- genel insani ilişkiler üzerinden olandı. Bir de birebir olanlar var, bir zamanlar olanlar. Yahu şu yaşıma geldim o durumu hâlâ daha anlayamadım arkadaş. Can ciğer kuzu sarmasısın, yediğin içtiğin yok al ben yemiyim sana yediriyim durumundasın, pamuklara sarıyosun falan keza o da sana aynı şekilde ama sonra PAT tepetaklaksın! Hadi o'nu anlarım bişeyler yolunda gitmemiştir, rayından çıkmıştır, sen üstüne daha da rayından çıkartmışsındır gidişatı ama benim algılamaya çalıştığım o değil zaten. Gelinen durum! İçerik hiç önemli değil, konuş konuşma salla sallama, istersen görmemezlikten gel. Orayı geç, onu biliyoruz zaten. Ağzının içine düştüğün biriyle "peki, teşekkürler, selam, görüşürüz" bu yani bütün hikaye bu. O nasıl oluyor? Bünye nasıl bir anda hopppaaa deyiverip ters rotaya döndürüyor olayı? İnsan nasıl bir mekanizmaya sahip ki, beyin bi anda bütün algıyı, hikayeyi siliverip böyle bir tepki verebiliyor? yoksa veriyormuş gibi yapıp sadece seni beni mi kandırıyor? nedir yani? Şu muhabbet sadece insanın kişisel olayları ile, kendi iç dünyası ile alakalı durumlarda su yüzüne çıkıyor. E yaptın en yakınındakine, sana ters olan birşeyi gördüğün zamanda yapsana etrafında olan tiplere, neden onlara karşı olmuyor? O durumda niye içindeki dürtüler dışarı fışkırmıyor, o kadar laf dönmüş arkandan yığınla kazık yemişsin zamanında? Nasıl olucak?
Son 3-5 cümledir soru işareti sayısında bir patlama olduğuna göre bu işlerin içinde yolunda gitmeyen çok fazla şey var...
He bir de gerçek olan acıdır, gerçek olan daima batar...
K.
denemek
Teknoloji artık hayatın içinde değil de, böyle daha diplerinde garip bir yerlerde. İnsan istediği herşeyi mi bulur yahu? İki dakikanı almıyor birşeyleri bulup indirmek. Bu iyi midir yoksa kötü müdür çıkamadım açıkçası içinden. Müzik, film, kitap falan bunlar zaten olağan şeyler artık internet ortamında. Normal formatlarından çıkıp internete göre uyarlanmaktalar garibanlar. Ama sorarsan hiç e-kitap indirdin mi? Tabii ki asla... Nolursa olsun yeri değişmeyecek olanlar vardır ya, o da onlardan işte. Bu sırf benim için geçerli olan birşey değil, bir çok insan hatta çok çok insan aynı şeyi düşünüyor. Şekliyle, hacmiyle, kokusuyla, dokusuyla bütünleşmiş olan şeyler vardır ya, kitap da onlardan işte.
Bugün Erhan'ın kazasını protesto etmek ve onu anmak için Kuşadası'nda bir toplanmaca düzenlendi. Çevre illerden bir sürü motorcu abi-abla toplaşıp Kuşadasına gitti, bildiri okundu, tur atıldı, kaynaşıldı, anılar anlatıldı ve kabir ziyaret edildi. Ben de ordaydım, aslında değildim ama ordaydım ya da internet benim orda olmamı sağladı! Kuşadası - İstanbul, takribi 950km civarı, fakat bir anda ben orda oldum, o burda oldu. Gidemedim diye içimin içimi yediği o kabri bu 15" ekranın içinde gördüm ve tabiri caizse bom bok oldum. Bu internetin bana bir iyiliği miydi yoksa kötülüğü müydü? Doğrusu içinden çıkamadım...
Kaybediyosun ya, işte o zaman öyle bir anlıyosun ki değerini! Bu hayatın her alanı için geçerli iş, sevgili, eş, dost, çok minik olan ama aslında büyük anlamlar yüklediğin herhangi bir eşya ve daha onlarca şey. Maddi - manevi bir sürü olgu sayılabilir bu örneklerin içinde. Özlersin zaman zaman, beraber vakit geçirdiğin anları hatırlarsın. O anlardan geri kalan minik hatıralara, fotoğraflara bakarsın. Aslında hepsinin kendine özgü anlamları vardır ama sen yine de onlara bir sürü şey yüklersin. Karşılaşılan duruma göre değişen şeyler bunlar, sana birşeyler anlatmasını istersin, canlansa konuşsa ya dersin bazen... İki küçük kırmızı küpeli bir fotoğraf görürsün, evet dersin, bin tane şey kurarsın onun üzerinden ya da beraber yaptığın bir kayıdı dinlersin sonunda dönen geyiklere gülersin, play station oynarken gol yediğinde "kol bozuk abicim" diye başlayan bahaneleri hatırlar gülersin, zaman zaman ağlar hüzünlenirsin ve buna benzer onlarca şey...
Bir zamanlar çok yakınım olan biri bana "zamanla unutucaksın Kerim, zaman herşeyin ilacı, bunun başka çaresi yok" gibilerinden birşeyler mırıldanmıştı, yok hayır zamanla unutulmuyor o, biçtiğin değere, onu koyduğun yere göre değişiyor. Bu adam da zamanla unutulacaklardan değil, 15 gün geçti üzerinden her gün farklı farklı şekillerde karşıma çıkıyor bu olay. Bir şekilde aklın bir köşesinden giriveriyor içeriye, unutmuyorsun işte o kadar kolay olmuyor. O değil de sanırım internet iyi birşey, en azından rahat olduğunu, mışıl mışıl uyuduğunu, huzurlu ve iyi olduğunu gözümle görebiliyorum...
K.
Bugün Erhan'ın kazasını protesto etmek ve onu anmak için Kuşadası'nda bir toplanmaca düzenlendi. Çevre illerden bir sürü motorcu abi-abla toplaşıp Kuşadasına gitti, bildiri okundu, tur atıldı, kaynaşıldı, anılar anlatıldı ve kabir ziyaret edildi. Ben de ordaydım, aslında değildim ama ordaydım ya da internet benim orda olmamı sağladı! Kuşadası - İstanbul, takribi 950km civarı, fakat bir anda ben orda oldum, o burda oldu. Gidemedim diye içimin içimi yediği o kabri bu 15" ekranın içinde gördüm ve tabiri caizse bom bok oldum. Bu internetin bana bir iyiliği miydi yoksa kötülüğü müydü? Doğrusu içinden çıkamadım...
Kaybediyosun ya, işte o zaman öyle bir anlıyosun ki değerini! Bu hayatın her alanı için geçerli iş, sevgili, eş, dost, çok minik olan ama aslında büyük anlamlar yüklediğin herhangi bir eşya ve daha onlarca şey. Maddi - manevi bir sürü olgu sayılabilir bu örneklerin içinde. Özlersin zaman zaman, beraber vakit geçirdiğin anları hatırlarsın. O anlardan geri kalan minik hatıralara, fotoğraflara bakarsın. Aslında hepsinin kendine özgü anlamları vardır ama sen yine de onlara bir sürü şey yüklersin. Karşılaşılan duruma göre değişen şeyler bunlar, sana birşeyler anlatmasını istersin, canlansa konuşsa ya dersin bazen... İki küçük kırmızı küpeli bir fotoğraf görürsün, evet dersin, bin tane şey kurarsın onun üzerinden ya da beraber yaptığın bir kayıdı dinlersin sonunda dönen geyiklere gülersin, play station oynarken gol yediğinde "kol bozuk abicim" diye başlayan bahaneleri hatırlar gülersin, zaman zaman ağlar hüzünlenirsin ve buna benzer onlarca şey...
Bir zamanlar çok yakınım olan biri bana "zamanla unutucaksın Kerim, zaman herşeyin ilacı, bunun başka çaresi yok" gibilerinden birşeyler mırıldanmıştı, yok hayır zamanla unutulmuyor o, biçtiğin değere, onu koyduğun yere göre değişiyor. Bu adam da zamanla unutulacaklardan değil, 15 gün geçti üzerinden her gün farklı farklı şekillerde karşıma çıkıyor bu olay. Bir şekilde aklın bir köşesinden giriveriyor içeriye, unutmuyorsun işte o kadar kolay olmuyor. O değil de sanırım internet iyi birşey, en azından rahat olduğunu, mışıl mışıl uyuduğunu, huzurlu ve iyi olduğunu gözümle görebiliyorum...
K.
Denesem mi Denemesem mi 1-2
Bir insan ömründe kaç kez psikiyatriste gider? Ya da sen hiç gittin mi? Ben gitmedim açıkcası. Fakat etrafımda çokca oldu oralara gidenler. Benim güzel Türkiyem'de psikiyatristin kapısından içeri adımını attığın anda deli damgasını yersin. Aman diyeyim ben sana, sakın! Şaka bir yana, bu güzide şartlarda kafayı sıyırmamak elde değil, gerçi o ayrı bahis ama böyle bir yardım almak deli olmaktan ziyade akıl karı bir iş bence. Bence dediğime bakma, aslında psikiyatristler bana parayla tutulmuş çok yakın arkadaşlar gibi gelir. Ne yani aynı şey değil mi? En yakın arkadaşına oturup sıkıntını anlatmıyor musun? O da sana "bak abi bunu bunu böyle yap, takma kafana fotoğrafları albümden kaldırsa nolur koysa nolur" ya da "tut abicim kolundan söyle yüzüne" demiyecek mi? Bu tavsiyelere milyon tane örnek verebilirsin yeri geldiğinde. Doktor ile yakın arkadaş arasındaki tek fark; doktor senden para alıyor, yakın arkadaşın ise bedaya konuşuyor. He bir de doktor tekrar gel diye sana ilaç yazıyor üstüne seansın tam ortasında yarıda kesiyor ki bir daha ki randevuya gelebilesin.
Genellikle çok büyük sırrım dediğin şeyleri anlattığın bu beyaz gömlek ruhlu adamlar, kanımca senden o gün içinde 347837683 tane geldiği için sana, ha hu tabii tabii hmm gibi kelimeler sarfedip, e hadi bir de adettendir çocukluğunuza inelim bakalım derler. İnilen o çocuklukda sorunun çözümü yerine gereksiz anılar canlandırılır ve sıkıntının daha da başgöstermesi kanımca gözlemlenmektedir ( bilimi yerle yeksan eyledim bu arada ).
Hülasa bir Türk mantığıyla psikiyatriste vereceğin 100 TL'yi bana ver abicim, ben seni sabaha kadar dinlerim! Esprisini yapmayacağım tabii... Fakat yakın arkadaş kavramının içine koyduğun adamlara oturup derdini anlatmayı dene ama bu yakın arkadaş senin arkandan kuyunu kazan tiplerden olmasın, dikkat et, dikkat et ki yan gelmeyesin.
Her yakın arkadaş aslında senin gerçek psikiyatristindir! Der, gereksiz özlü söz yazma geleneğine kendimi de dahil ederim.
K.
Genellikle çok büyük sırrım dediğin şeyleri anlattığın bu beyaz gömlek ruhlu adamlar, kanımca senden o gün içinde 347837683 tane geldiği için sana, ha hu tabii tabii hmm gibi kelimeler sarfedip, e hadi bir de adettendir çocukluğunuza inelim bakalım derler. İnilen o çocuklukda sorunun çözümü yerine gereksiz anılar canlandırılır ve sıkıntının daha da başgöstermesi kanımca gözlemlenmektedir ( bilimi yerle yeksan eyledim bu arada ).
Hülasa bir Türk mantığıyla psikiyatriste vereceğin 100 TL'yi bana ver abicim, ben seni sabaha kadar dinlerim! Esprisini yapmayacağım tabii... Fakat yakın arkadaş kavramının içine koyduğun adamlara oturup derdini anlatmayı dene ama bu yakın arkadaş senin arkandan kuyunu kazan tiplerden olmasın, dikkat et, dikkat et ki yan gelmeyesin.
Her yakın arkadaş aslında senin gerçek psikiyatristindir! Der, gereksiz özlü söz yazma geleneğine kendimi de dahil ederim.
K.
Denemeseller 1 - 2
Bu ne soğuk yahu? Mart geldi, ayın 10'u oldu hava buz! Eee Mart kapıdan baktırır kazma kürek falan. Bir iki gün önce İstanbul'un yüksek yerlerine kar düşmüş ara ara. Ocak ayında olan o karlı günlerde buralarda değildim ben. Kuşadasın'a bir kaçış durumu vardı, o ara baya bi giydirmiş kar televizyondan takip ediyordum ben de. O beyaz örtüye hasret bir yerde büyüdüğüm için canım çok çekmişti o zaman, kar yağsın, oynayalım üstünde depişelim zıplayalım, kardanadam kardankadın falan bir sürü şey yapalım istemiştim. Tatil dönüşü son demlerine denk geldim karın. Biraz biraz vardı sağda solda, sonra bir posta daha bıraktı hava. Bu saydıklarımın bir kısmını yapabildim. Eğlendim mi peki? eh işte, şöyle böyle. Yavaş yavaş erime başladığında o beyaz güzellik gitmiş altta kalan çamurlar, siyahlıklar belirmeye başlamıştı yavaştan. Her güzelliğin bir ceremesi vardır derler ya onun gibiydi bu da, ya da ben öyle tanımladım bilmiyorum.
Kar yağar her yer bembeyaz olur o görselliğin tadına doyamazsın, hep öyle kalsın istersin. 3-5 gün geçtikten sonra o kar kalkar ve akabinde çamuru pisliği kalır. Bazı zamanlar ben bunu insanoğlunun günlük hayatına benzetirim. Belirli dönemler olur ya, herşey dört dörtlüktür, dadından yinmez. Hatta öyle güzeldir ki o yemediğin kısma kıyamaz yanında yatarsın. Bu güzel bir durumdur, ammavelâkin dedik ya; her güzelliğin bir ceremesi vardır diye, gün gelir o cereme belli eder kendini. Duuuuuur! der sana. Nedir, napıyorsun bakalım? İşte o zaman o alttaki siyahlık, o çamur kendini hissettirmeye başlar. Eğer o siyahı görmek istemiyorsan pembe camlı bir gözlük alırsın hemen ama bunu polyannacılığa vurmuyorum asla, bu başka bişey, bakış açını değiştirirsin ya da değiştirdiğini sanırsın. Gel zaman git zaman o çamurun üzerine attığın ekleme karlar oraya alışamaz ve tekrar bir erime başgösterir. Gözlükler işe yaramaz olur, dersin ki; "yahu bir yerde yanlışlık var, galiba ben küreği ters yere salladım ki bu karlar çabuk eridi?" o an aklına hemen bir özlü söz gelir, zararın neresinden dönersen kârdır falan, o yalan işte. Yok öyle birşey! Zarardan dönmek yerine bana göre o kumdan kaleyi yıkıp yeni baştan, hem de depreme dayanıklı bir şekilde baştan yapmak gerekir herşeyi. Bu arada içine de yalıtım yaptırmak gerek bence, hem konuşulanlar dışarı çıkmaz, hem de ısınmada feci bir tasarruf yapıyormuş faturalar zayıflar...
Yahu onu bunu bırak, Birsen Tezer diye bir hatun kişi var ve üstüne üstlük bu hatunun "Cihan" adlı Kalan Müzikten çıkan üzerine bal döküp dolapta yarım saat soğumaya bırakacağın kıvamda bugünlerde çok moda olan ve adına doğu-batı sentezi denen tarzda bir albümü var. Jazz alt yapıları üzerine aralara Türk Müziği nağmeli vokal melodilerinin serpiştirildiği güzeller güzeli bir albüm. Beni benden aldı, çok beğendim kısacası. Benim musıkî zevkime azıcık da olsa güveniyorsan hemen git al derim, başka da birşey demem.
K.
Kar yağar her yer bembeyaz olur o görselliğin tadına doyamazsın, hep öyle kalsın istersin. 3-5 gün geçtikten sonra o kar kalkar ve akabinde çamuru pisliği kalır. Bazı zamanlar ben bunu insanoğlunun günlük hayatına benzetirim. Belirli dönemler olur ya, herşey dört dörtlüktür, dadından yinmez. Hatta öyle güzeldir ki o yemediğin kısma kıyamaz yanında yatarsın. Bu güzel bir durumdur, ammavelâkin dedik ya; her güzelliğin bir ceremesi vardır diye, gün gelir o cereme belli eder kendini. Duuuuuur! der sana. Nedir, napıyorsun bakalım? İşte o zaman o alttaki siyahlık, o çamur kendini hissettirmeye başlar. Eğer o siyahı görmek istemiyorsan pembe camlı bir gözlük alırsın hemen ama bunu polyannacılığa vurmuyorum asla, bu başka bişey, bakış açını değiştirirsin ya da değiştirdiğini sanırsın. Gel zaman git zaman o çamurun üzerine attığın ekleme karlar oraya alışamaz ve tekrar bir erime başgösterir. Gözlükler işe yaramaz olur, dersin ki; "yahu bir yerde yanlışlık var, galiba ben küreği ters yere salladım ki bu karlar çabuk eridi?" o an aklına hemen bir özlü söz gelir, zararın neresinden dönersen kârdır falan, o yalan işte. Yok öyle birşey! Zarardan dönmek yerine bana göre o kumdan kaleyi yıkıp yeni baştan, hem de depreme dayanıklı bir şekilde baştan yapmak gerekir herşeyi. Bu arada içine de yalıtım yaptırmak gerek bence, hem konuşulanlar dışarı çıkmaz, hem de ısınmada feci bir tasarruf yapıyormuş faturalar zayıflar...
Yahu onu bunu bırak, Birsen Tezer diye bir hatun kişi var ve üstüne üstlük bu hatunun "Cihan" adlı Kalan Müzikten çıkan üzerine bal döküp dolapta yarım saat soğumaya bırakacağın kıvamda bugünlerde çok moda olan ve adına doğu-batı sentezi denen tarzda bir albümü var. Jazz alt yapıları üzerine aralara Türk Müziği nağmeli vokal melodilerinin serpiştirildiği güzeller güzeli bir albüm. Beni benden aldı, çok beğendim kısacası. Benim musıkî zevkime azıcık da olsa güveniyorsan hemen git al derim, başka da birşey demem.
K.
Denemiş gibi yapma 1 -2 !
Günlük hayatımızda kullandığımız dil olan Türkçe'den ziyade artık bir de internet, özellikle de "messenger dili" diye başlı başına bir dil ailesi oluşmuş bulunmakta. Bu yeni oluşan dilde Türkçe, ana dil gibi gösterilmekte fekat farkına varılmadan altlı üstlü bir kıyım yaşanmaktadır. Türkçe yerine turche, peki yerine piqi, evet yerine efet, görüşürüz yerine görüsürüs, çilek yerinde chilek gibi kelime örneklerine rastlayabileceğimiz bu ipek kozası kılıklı dil ailesinde, yanar dönerli kelimeler dışında bir de "smiley" yani ifade anlamına gelen bir takım semboller bulunmakta. Bu semboller içinde en yaygın ve kullanılır olanının klavye kısayolu " :D " olarak tuşlanmaktadır. Genellikle karşılıklı sohbetler esnasında sıklıkla başvurulan bu ifade, konuşulan konuya iyi bir hava katmak, sanki muhabbetten zevk alınıyormuş hissi uyandırmak ve karşıdakinin söylediklerine güldüğümüz izlenimini yaratmak içindir...
Fakat şöyle bir durum vardır, konuşma için açılan pencerede sadece kelimeler, cümleler, paragraflar kısaca yazılar ve ifadeler gözükmektedir. Acaba gerçekten karşıdaki kişi senin söylediklerine gülüyor mu? Yoksa o ifadeyi sırf sen mutlu olasın, söylediklerini ciddiye alıyorum ve bundan haz duyuyorum havasında mı yollamakta? Gayet odun bir suratla "off amma şişirdi yahu, bitsede şu muhabbet işimize baksak" tarzında bir cümle o anda kişinin aklından geçiyor olabilir. Tehlikenin farkında mısın?... Öyle bir reklam vardı, Cumhuriyet gazetesinin, neyse konumuz bu değil.
Velhasıl şu internet diline pek aldanmamak gerekiyor, kimi zaman "ne kadar iyi biri, bu kadar saat beni dinledi, derdimi anlattım" ya da "bak, bunu böyle böyle yapma bu senin zararına olur" gibi cümlelerin akabinde kurulan mutluluk yüklü, polyannalık fışkıran söz dizisinin ardından konulan " :D "nın çok samimi bir :D olduğunu düşünme bence...
K.
Fakat şöyle bir durum vardır, konuşma için açılan pencerede sadece kelimeler, cümleler, paragraflar kısaca yazılar ve ifadeler gözükmektedir. Acaba gerçekten karşıdaki kişi senin söylediklerine gülüyor mu? Yoksa o ifadeyi sırf sen mutlu olasın, söylediklerini ciddiye alıyorum ve bundan haz duyuyorum havasında mı yollamakta? Gayet odun bir suratla "off amma şişirdi yahu, bitsede şu muhabbet işimize baksak" tarzında bir cümle o anda kişinin aklından geçiyor olabilir. Tehlikenin farkında mısın?... Öyle bir reklam vardı, Cumhuriyet gazetesinin, neyse konumuz bu değil.
Velhasıl şu internet diline pek aldanmamak gerekiyor, kimi zaman "ne kadar iyi biri, bu kadar saat beni dinledi, derdimi anlattım" ya da "bak, bunu böyle böyle yapma bu senin zararına olur" gibi cümlelerin akabinde kurulan mutluluk yüklü, polyannalık fışkıran söz dizisinin ardından konulan " :D "nın çok samimi bir :D olduğunu düşünme bence...
K.
Deneme veya Denememe 1 - 2!
Dede torununa sorar; "Yedin mi tatilden dönerken götürdüğün narı?" kendi yetiştirmiştir çünkü onu, bahçesinde, özenle hem de. Emeklilik hayatının verdiği boş zamanı evinin bahçesinde oyalanarak geçirir yaşlı adam. Erik, incir, nar ve vişne ağacı vardı bir zamanlar o küçük, küçük göründüğü kadar da bir o kadar geniş bahçede. Bahçenin bolluk zamanında torunda evdedir ama gün gelir torun gitmek zorunda kalır, alır başını göçer gider. Torunun gidişinden mi yoksa doğanın dengesizliğinden mi bilinmez, ağaçlar yavaş yavaş hastalanır, dede onlara aşı yapar bakar ilgilenir ama nafiledir. Önce erik gider, ardından sürekli kuşların istilası altında olan vişne ve en sonunda da incir. Kala kala bir tek nar kalır. Nar dede için çok önemlidir artık, ondan aldığı meyveyi özenle eve getirir, bir kaç yakın komşuya verir he bir de torununa saklar. Gelse de yese diye. Gün gelir torun gelir eve, dede sakladığı, kimseye elletmediği narlardan verir ona. Yenir içilir, kalan bir kısım aşurenin üzerine serpilir bir de o şekilde yenir. Bir kaç gün geçer gitme vakti gelmiştir torun için, sepette tek bir büyük nar kalır. Anneannenin böreklerinin yanına o nar da konur ve yola düşülür. Aradan bir kaç gün geçer telefonlaşılır, dede sorar toruna; "Yedin mi tatilden dönerken götürdüğün narı?" torun da "Yedim dedem, merak etme sen der"... Nar yenmesine yenmiştir, fakat kim tarafından, nasıl ne şekilde dede bunu hiç bir zaman bilmeyecektir...
Bazen mutlu etmek için yalan söylenir birilerine. Bu iyi midir yoksa kötü müdür orasını bilemem ama gerekli olanlar vardır ya, bu da onlardandır işte. Bir taraf mutlu olur, diğer tarafta o mutlu olanları gördüğünde mutlu olur. Kimi zaman gerekli olan budur.
K.
Bazen mutlu etmek için yalan söylenir birilerine. Bu iyi midir yoksa kötü müdür orasını bilemem ama gerekli olanlar vardır ya, bu da onlardandır işte. Bir taraf mutlu olur, diğer tarafta o mutlu olanları gördüğünde mutlu olur. Kimi zaman gerekli olan budur.
K.
Denememe 1
Az önce antropoloji ile ilgili bir ödev yazdım, diyor ki; "antropoloji insanın kendisini ve diğerini anlamaya çalıştığı bilim dalıdır". Adamlar bunun için bilim dalı oluşturmuşlar, düşün bak, bilim bile insanı anlamaya çalışıyor! Sen ki bir garip insancık nasıl anlayasın di mi ama? Fakat kurcalamak lazım, yarıda bırakarak olmaz sanırım. Deneye deneye öğreniceksin derler, deniyoruz bakalım. O değil de ben hala şenpiliç tavuk kroketlerini çok seviyorum.
K.
K.
Deneme 7 - 8
Bu facebook denen mereti kullanarak iyi mi yapıyoruz yoksa kötü mü anlamak zor biraz. Bazen o kadar çok işe yarıyor ki, "büyüksün facebook!" diyosun kendi kendine. Bazen de "ulan seni icad edeni'den" girip düm düz devam ederken buluyorsun kendini.
İnsanların birbirlerini takip etme konusunda manyaklık derecesine teknikler geliştirdiği bu güzide ortamda, sinir katsayısı zaman zaman 9.8 şiddetine kadar vurmakta. Fakat "hmm bak madem bu böyle, o zaman bu şekilde bıdı bıdı dıdı dı yapmalı" dedirtmeyi de başarabiliyor kimi zaman sevgili facebook. Velhasıl insanın işine yarıyor bu gavur işi, baksana smile ye ke adlı musıkîşinas zat bile şarkısını yapıp onyüzbinmilyon baloncuk satış rakamı elde etti.
Kimilerinin cukkasını dolduruyor, kimilerini sinir ediyor, kimilerini ise tebessüm ettirmekle kalmayıp gül, gonca, kardelen şekline bürütüp pozitif bir hale sokuyor. Lisedeki kompozisyon derslerinde bir kural olan son paragrafın ilk kelimesi; "unutmamalıyız ki" ile bir cümleye başlamak istemiyorum. Hülasa bazı şeyleri, hatırda hatırlamak istediğimiz biçimde bırakıp görmezden gelirsek daha güzel olur, en azından tekrar şekilleniceği zaman sağı solu yılık yamuk olmaz.
K.
İnsanların birbirlerini takip etme konusunda manyaklık derecesine teknikler geliştirdiği bu güzide ortamda, sinir katsayısı zaman zaman 9.8 şiddetine kadar vurmakta. Fakat "hmm bak madem bu böyle, o zaman bu şekilde bıdı bıdı dıdı dı yapmalı" dedirtmeyi de başarabiliyor kimi zaman sevgili facebook. Velhasıl insanın işine yarıyor bu gavur işi, baksana smile ye ke adlı musıkîşinas zat bile şarkısını yapıp onyüzbinmilyon baloncuk satış rakamı elde etti.
Kimilerinin cukkasını dolduruyor, kimilerini sinir ediyor, kimilerini ise tebessüm ettirmekle kalmayıp gül, gonca, kardelen şekline bürütüp pozitif bir hale sokuyor. Lisedeki kompozisyon derslerinde bir kural olan son paragrafın ilk kelimesi; "unutmamalıyız ki" ile bir cümleye başlamak istemiyorum. Hülasa bazı şeyleri, hatırda hatırlamak istediğimiz biçimde bırakıp görmezden gelirsek daha güzel olur, en azından tekrar şekilleniceği zaman sağı solu yılık yamuk olmaz.
K.
Deneme 5 - 6
Nötr. TDK'nın sözlük tanımında bu kelime için "Artı yada eksi bir değer taşımayan. Tarafsız anlamında da kullanılır." yazıyor. Fakat halk arasında "sallamamak" olarak da geçer. Bu halk arasında lafına da çok tavımdır. Ne demek yani halk arasında, o halk arasındaysa sen nerdesin, nedir bu yüksek zümre, elitist, ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler tribi? diye sorarla adama. Hoş ben de kullandım şu an bu tabiri o ayrı konu.
İnsanlar genellikle bir adım öteden yaklaştığı ve çekinceleri olduğu konular için "ben bu konuda nötrüm" der. Tamam sen nötrsün ama ben değilim, nasıl olucak? Genelde başaramıyorum bu hale bürünmeyi. Hep bir şekilde ya bir yorumum, ya bir tavrım ya da bakış açım değişiyor bu tür durumlarda. İyi veya kötü fakat ucu bir şekilde döne dolaşa mutlaka dokunuyor. Ünlü Türk düşünürü Kadir Çöpdemir abinin dediği gibi "gün olur devran döner, et döner tavuk döner". Bu lafı ekmek teknesi dizisinde söylemiş ve üzerinede bir oy oy oyy çekmiştir zamanında. Lisedeydik o zaman, diziyi her hafta izler geyiğini yapardık. Hey gidi Savaş Dinçel... Neyse konu alakasız yerlere sürüklenmekte.
Böyle şeyler başıma geldiğinde yanlış anlaşılmaktan korkmuşumdur hep. Genellikle de öyle olmuştur o ayrı mevzu. İki satır yazı yazalım, ilerde işimiz bu olucak dedik kötü ettik sanırım. İlgili - ilgisiz ne kadar zat varsa alındı üstüne. Ama gerçekten kötü bir niyetim yoktu, var mıydı yoksa? Bilmem yoktu sanırım... Olabilitesi yüksek, olabilite derken? Neyse...
K.
İnsanlar genellikle bir adım öteden yaklaştığı ve çekinceleri olduğu konular için "ben bu konuda nötrüm" der. Tamam sen nötrsün ama ben değilim, nasıl olucak? Genelde başaramıyorum bu hale bürünmeyi. Hep bir şekilde ya bir yorumum, ya bir tavrım ya da bakış açım değişiyor bu tür durumlarda. İyi veya kötü fakat ucu bir şekilde döne dolaşa mutlaka dokunuyor. Ünlü Türk düşünürü Kadir Çöpdemir abinin dediği gibi "gün olur devran döner, et döner tavuk döner". Bu lafı ekmek teknesi dizisinde söylemiş ve üzerinede bir oy oy oyy çekmiştir zamanında. Lisedeydik o zaman, diziyi her hafta izler geyiğini yapardık. Hey gidi Savaş Dinçel... Neyse konu alakasız yerlere sürüklenmekte.
Böyle şeyler başıma geldiğinde yanlış anlaşılmaktan korkmuşumdur hep. Genellikle de öyle olmuştur o ayrı mevzu. İki satır yazı yazalım, ilerde işimiz bu olucak dedik kötü ettik sanırım. İlgili - ilgisiz ne kadar zat varsa alındı üstüne. Ama gerçekten kötü bir niyetim yoktu, var mıydı yoksa? Bilmem yoktu sanırım... Olabilitesi yüksek, olabilite derken? Neyse...
K.
Deneme 3 - 4
Şartlanma içinde miyiz? Yoksa herhangi bir beklentiden mi ibaret tüm bu mavra... Mavra diyorum çünkü hakikaten elle tutulacak bir tarafı yok ya da bana öyle geliyor bilmiyorum. Entersan gelen, çevrede sürekli olan biten şeyler. Arayış arayış arayış... Sürekli bir arayış var, tatmin olmama hali de diyebiliriz buna. Fakat bu arayış galeyanına dahil edilenler var bir de. Dahil edilip, denenip, beğenilmeyip bir tarafa buruşturulanlar. Merak ettiğim nereye kadar süreceği? 3 ay? 7ay? 1 yıl? 2yıl? Nereye kadar gider ki bu? Aklıma takılan diğer bir soru ise, o buruşturulan şey hakikaten kırışık bir hale mi büründü yoksa "gibi" yapıp daha mı farklı bir biçim aldı? "Aman banane neyaparsa yapsın" diyen de olabilir, "acaba doğru mu yaptım, gerçekten bu benim kararım mıydı?" diyen de çıkabilir. Önemli olan burda gak guk hebele hübele yapmaktır saçmalamalarına girmiycem hiç. He ben bu cızıktırdıklarımın hangisini söyledim kendi kendime o da tartışılır. Açık açık itiraf etmesem bile bir şekilde tartmışımdır sanırım. Sonuç ya bir "fındık" büyüklüğendir ya da büyük bir "nar"...
K.
K.
Deneme 1.2 Kalkıyor!
Anlam verme çabaları vardır kimi zaman. İnsanoğlu'nun hayat adını verdiği bütünsel kavram üzerinden tanımlamaya çalıştığı şeyler. Bu bazen okul, bazen iş, bazen para, bazen anlamsız umutlar, bazen aile, bazen iki satır yazı, bazen bazen bazen... Bazenler çok fazla yer işgal eder genellikle, he bir de keşkeler vardır! Keşke dersin ama bir bakmışsın o günlerce düşündüğün, aklını sürekli meşgul eden şeyler için gereksiz kaygılar duymuşsundur. Aklını dağıtmaya çalışırsın çoğu kez, ben napıyorum dersin? Napıyorum, anlam vermeye çalışıyorum, ama bakarsın ki belirli kalıplara sokmak istediğin şeyler sığmaz o kutulara. Zorlarsın zorlarsın ı ıh yok, girmez. Girmemekte diretir! Fakat sen kararlısındır, bir pundunu bulup illa ki gün gelir onları oraya yerleştirirsin.
Yerleşmiştir artık çoğu şey ama bunu sadece sen bilirsin, kendi kendine yapmışsındır. Şekle sokulup anlamlandırılmaya çalışılmış olgular genellikle kız ya da erkek arkadaş üzerinden belirir akılda. Ama yok, bi de günlük hayatın vardır. Bakarsın mutlu musun, herşey yolunda mı, sıkılıyor musun, ne durumdasın? Tartarsın kendini, bakarsın hallice mi gelmiş. "Sonuç" dersin kendi kendine. Tıpkı hayatımın önemli bir yerini işgâl eden bir büyüğümün bana dediği gibi. Eğer içinden ve o'na karşı "başarılı" dersen tadından yenmez, yok eğer ık mık yaparsan düşünmelisin. Düşünmelisin ki yeni kutular bulup, farklı kombinasyonlarla anlamları içine yerşleştirebilesin.
K.
Yerleşmiştir artık çoğu şey ama bunu sadece sen bilirsin, kendi kendine yapmışsındır. Şekle sokulup anlamlandırılmaya çalışılmış olgular genellikle kız ya da erkek arkadaş üzerinden belirir akılda. Ama yok, bi de günlük hayatın vardır. Bakarsın mutlu musun, herşey yolunda mı, sıkılıyor musun, ne durumdasın? Tartarsın kendini, bakarsın hallice mi gelmiş. "Sonuç" dersin kendi kendine. Tıpkı hayatımın önemli bir yerini işgâl eden bir büyüğümün bana dediği gibi. Eğer içinden ve o'na karşı "başarılı" dersen tadından yenmez, yok eğer ık mık yaparsan düşünmelisin. Düşünmelisin ki yeni kutular bulup, farklı kombinasyonlarla anlamları içine yerşleştirebilesin.
K.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)