4 Mart 2012 Pazar

Makbûl

Uzun aralıklarla yazmak daha da olgunlaştırıyor insanı desem de inanma, tamamen şekilden ibaret bu tür söylemler nazarımda. Nazarım da ne turşu bir sözcüktür yahu. Turşu! Olsa da yesek... Bu yazı böyle sonsuza kadar bir önceki cümleye atıfta bulunarak gider sanırım. Tıpkı Wagner'in o bitmeyen "sonsuz melodisi" gibi... Aman yarabbimsi heryerim sanat sanat sanat! Hatta san'at at. Haftada bir yazdığım zamanlar da oluyordu lâkin bazen unutuyor, bazen de hevesin kıvamını bir türlü tutturamıyorum. Hem çok fazla yazı yazmak da cilde zararlı, mazallah etraf ordinaryuslarla dolu aman laf etmesinler cancağzım.

Sömestr oldu, tatil yapıldı, köprünün altından su mu geçmedi tabii ki. Herşey aynı terâne. Bu tatilimsi dönemde İzmir'deydim birkaç gün. Kalmalı İzmir yapmayalı baya da uzun zaman olmuş, farketmemişim. İzmir'deki minik arkadaşımla vapura doğru ilerlerken "arkadaş, bir şehir hiç mi siyaset kokmaz yahu!" dediğimi hatırlıyorum. İstanbul'da o bilinçaltından bastırılan siyaset, o bürokrasi, o töbeler olsun bahçedeki çimin üstünde bile olan camii figürü İzmir'de yok! Doğal olarak bir eksiklik oldu sanki bende. Hissedilmeyen bir baskı var İstanbul'da. Fakat İzmir farklı, İzmir güzeeeel. Alsancak, Kıbrıs Şehitleri falan o muhit lise yıllarımızda "ders kitabı alma" bahanesiyle Kuşadası'ndan kaçıp takıldığımız yerler, özlemişim. Fakat haftasonuna denk gelmediğim için Alsancak'taki o canlı müzik furyasına kaynayamadım. İzmir'in barlarında müzik olayı daha bir değişiktir biliyor musun Tâlât? İstanbul gibi 9384093 çeşit müzik yok oralarda; ama olan da, yapan da taş gibi yapar. Mesela o vapura giderken yanımda olan minik arkadaşım cuma-cumartesi günleri "boombax" adlı müzikholde çalıyor. Civarı bilenlerin sık uğradığı biryer, gidin efenim gidin. Biz de madem rokçu gençleri yakalayamadık, cozcu abileri dinleriz diyerekten "suratsız" bir sahibi olan çiçek adı konmuş bir mekana gittik. Sırf o adamın yüzsüz tribi yüzünden belli etmek istemiyorum yerin adını. Bu blogu da 2milyon kişi okuyor ya zaten, duyan gitmez duyan gitmez şimdi. Neysem girdik baktık mekanda: 1- Yavuz Darıdere 2-Kürşat And! Aman da aman diyerekten İstanbul'daki genç nesil caz tayfası için önemli noktada bulunan hocaları biraz dinledikten sonra sıvıştık Karşıyaka'ya doğru. Karşıyaka = Midye der, İzmir konusunu burda noktalarım.

Müzik, musıkî falan bunlar çok hoş şeyler. Hobi olarak ilgilendiğim bu alanda yaptığım gözlemler sonucu "grup müziği" olarak adlandırılan oluşum, toplaşım, sinerji yahut enerji adını her ne koyarsan koy çok zor bir durum. İyi bir müzisyen "toplama" bir grubun götünü toplayamaz. Grup olarak adlandırdığımız şey nâçizâne bütünün bir parçaları gibidir. Eğer biri yahut ikisi iyi/kötü oluyorsa o mevzu komple sıçar, ben bunu bilir bunu söylerim. Sonra yok efendim olmadı, bizi yarı yolda bıraktın gittin durumları çok fazla oluyor. İtinayla prova terk edilir, çünkü olmuyorsa olmuyordur bunu kasmanın bir alemi yok. O değil de taş çatlasa 15-20 güne tabanca gibi bir grup geliyor "nazarımdan" hah! Senkop ne demek uzun süre sonra yeniden hatırladım yemin ederim. Groove başka bir olay.

Hevesleniyorsun, aa şöyle olur böyle olur hede hödö; sonra bir bakmışsın hevesin abuk subuk şeylerden kaçmış gitmiş bir yerlere. Bu müzik de olabilir, okul da olabilir, arkadaş muhabbeti de olabilir, sevgili de olabilir. Lâkin günlük sosyal hayatında yaşadığın rutinler sanki mevzunun şevkini daha çok tetikliyor gibi. En azından bende böyle vukû buluyor mevzu. Üzerine titrediğim şeylerin biri gelip üzerine sıçtığı zaman aklıma tek soru gelir; "neden". Küstah, ukalâ, saygısız insan modeli daha çok makbûlmüş bu çevrede Makbûl İbrahim Paşa'cım. Heves kaçarsa don düşer, don düşerse takke görünür. Yok takke düşerse don. I ıh.

Olmadı lan sanki o söz.

K.