Sinemada izletmekten ve sürüklemekten ziyâde filmleri okutan yönetmenler vardır. Her ne kadar film konusuyla aram pek iyi olmasa da, bellediğim bir kaç yönetmen bana hikayeyi izletmek yerine okutur. Bunların isimlerini "bikbikbikbik" diye sayıp şekle girmemi bekleme tabii benden, zirâ öyle bi' dünya yok. Abartma. Yaptıkları mesleklere farklı boyutlar getiren adamlar olarak tanımlarım ben bunları. Bunlar dedim, alınmasınlar ricâ edicem. Film ama içinde satırlar var; müzik? Altmetni müzikten başka her şey. Psikoloji, söz sanatları, hiciv, betimleme, cinas, saçmalık, saçmamalık, mantık her şey bir sürü şey... Sanki amacından sapmaya başlarmış gibi yapıp farklı yönelimler verdiğin zaman mevzunun sıradanlığını aşıyormuşsun gibi gelir bana hep. Sağa sapar gibi yapıp geri dönmek ya da "koklatmak" da diyebiliriz. Piyasa müzisyenleri arasında bir tâbirdir bu, şarkı bittiğinde ondan sonra gelecek şarkının melodisini başlamadan önce hafif bir çalar enstrüman. Koklatma denir buna. Sinemadan nasıl buraya geldiysek, neyse.
Bahsettiğim yönetmenler konuyu işlerken bir anda plan 360 değişir. Mekân bambaşka, oyuncular alakasız, konu ise hepten farklı bir yoldadır. Dikkat uyandırma, aman efendim koltukta yayılma bak bu hikayede neler oluyor'cu bir yaklaşım da diyebiliriz buna. Tabii bu kadar yerlerde bir tanımlama değildir onun teknik karşılığı ya, idare et artık. Yönetmenin tahayyül dünyasıyla eşdeğer gibi gelir bana bu; demek ki bu adam hayatını da bu şekilde yaşıyor. Potansiyel üretme ve alternatifler sunarak işlemek gibi bir şey kanımca. 20. yy'ın başından itibaren oluşmuş bir sanat/sektör, edebiyatla içiçe geçmiş, müzik kezâ konunun içinde ve hatta dibinde, görsellik tavanda e 100 küsür sene içersinde mevzuyu değişik açılardan ele alan adamlar da çıkmış doğal olarak. İzletmek dışında "okutmak" dedik ya az önce, o bahsettiğim farklı planlar ve alakasız hikayeler bana çok cazip gelir her zaman. Değişikliğin, algının ve tanımlayarak sunmanın farklı hallerini bir tek ben seviyor olamam heralde.
Yönetmenin değişen bakış açısıyla, standart algıda çeken yönetmenin elindeki malzeme mâlûmunuz aynıdır. Biri yukardan diğeri aşağıdan, biri sağdan öteki soldan. Fakat eldeki soğan-sarımsak? Aynı. Bir de bu şekilde deneyelim'lerin sonucunda doğan çeşitlemelerin ürünü çoğu zaman başarısızlık veya dar bir kitleye hitap eder. En azından benim çıkarımım bu, böyle. Ya genel gürûhun isteği doğrultusunda ortaya bir şeyler konur/konmalı ya da varılacak sonuca iki üst yoldan gitme'ci bir tavır ve yaklaşımla yapmalı. Bu da doğal olarak ortaya "değişikli" şeyler çıkartır. Unutmamalıyız ki!.. Neyi? Diyesim gelirdi lisede sürekli kompozisyon yazan o çalışkan çocuğa. Son paragrafları hep böyle başlardı. Gerizekalı.
Neyse.
K.
24 Kasım 2012 Cumartesi
Beşer
Kelimelerin doğru yazılışlarından ziyâde bir de telaffuzları vardır insanlar arasında. Doğrusu veya yanlışı günümüzde kimseyi pek de fazla enterese etmese de, herkes bir şekilde konuşuyor kendi arasında. İnternet dili ve yazımı en büyük etken bana göre. Yeni oluşumlar, doğru olan kelimenin yerine geçen alternatif kelimeler, harfleri yumuşatarak daha "sevimli" kılmalar ve daha bir sürü şey. Çok ayıp yerine çoğayıp türedi mesela bu aralar. Yadırganmıyor artık bu tür tercih etmeler. Eskiler bu mevzuya Galat-ı Meşrû derlermiş; yanlış olanı kullana kullana bir yerden sonra doğru kabul etme hali de diyebiliriz bunun için.
Yabma, çöb ve ayıb kelimeleri doğru kullanımdan daha çok "amaaan yerler ya" halinde artık. Ayıb kelimesi ise içinde bulunulan durumla doğru orantılı bence. Artık o kadar ayıp olmaya başlamış ki, ağzı dolu dolu AYIB ARTIK diye içinden geçiren insan evladı, bunu kalemine de -sanal dahi olsa- yansıtmaya başlamış. Hakikaten bazen ayıp denilebilecek şeyler oluyor günlük hayatta. Her ne kadar kendi kendine bunu desen de, hiçbir şey olmamış gibi pişkin bir vaziyette normallikler üzerinden devam ettirenler olabiliyor. Bu normal, çünkü beşer her zaman "kendine bencil", yapılabilecek pek de bir şey yok kanımca. Fakat tat kaçmaya başladığında bu senin duruşuna da, bakışına da, yazışına da yansıyor. Tıpkı ayıp yerine "ayıb"ı kullanmak gibi.
K.
Yabma, çöb ve ayıb kelimeleri doğru kullanımdan daha çok "amaaan yerler ya" halinde artık. Ayıb kelimesi ise içinde bulunulan durumla doğru orantılı bence. Artık o kadar ayıp olmaya başlamış ki, ağzı dolu dolu AYIB ARTIK diye içinden geçiren insan evladı, bunu kalemine de -sanal dahi olsa- yansıtmaya başlamış. Hakikaten bazen ayıp denilebilecek şeyler oluyor günlük hayatta. Her ne kadar kendi kendine bunu desen de, hiçbir şey olmamış gibi pişkin bir vaziyette normallikler üzerinden devam ettirenler olabiliyor. Bu normal, çünkü beşer her zaman "kendine bencil", yapılabilecek pek de bir şey yok kanımca. Fakat tat kaçmaya başladığında bu senin duruşuna da, bakışına da, yazışına da yansıyor. Tıpkı ayıp yerine "ayıb"ı kullanmak gibi.
K.
13 Kasım 2012 Salı
Anorak
Sorun karşısında alternatif bir yol üretme hızın ne kadar? Benim çok sür'atli değil mesela, önce bir "hmm nasıl ya? eee?" yapmam lazım. Kimi insan da bunu pata küte yapabiliyor; onlara çok büyük hayranım. Olmadı mı yapıştır yenisini. Karşındakine belki elindekinin paketini değiştirerek "yeni gibi", belki de gerçekten yeni bir şey sunman lazım. Hem senin isteğin hem de negatifi pozitife çevirebilecek ortak bir nokta. Tabii mevzu tamamıyla kestirip atılmamışsa. Üzerine kafa yordukça daha mâkul bir şeyler çıkar sanırım ortaya. Sonuçta "bahar da yağmur da bizim değil, ama bu onların güzelliklerine şahit olmamıza engel bir durum da değil". Varlık üzerinden de akıldan geçenler tatmin edilebilir gibi geliyor bana artık; yahut buna inanmaya çalışıyor gibiyim, bilemedim.. Hatta varoluşculuk falan, Sartre'a bağlasam mı mevzuyu? Çok küfreder misin bana?..
Eski bir pantolonumu buldum kenarda köşede fakat onu oraya neden tepiştirdiğimi bir türlü hatırlayamadım. Üşenmedim yıkadım ve tahmin edebileceğin üzere giydim. Eve geldikten sonra neden buruşturup attığımı verdiği "rahatsızlıktan" ötürü anlayarak gerisingeri yerine koymadım, direkt olarak çöpü boyladı. Bunu neden yazdım? Onu bilmiyorum ama bir şeyin eskisinden "eskiden" hayır gelmemişse şimdi de gelmez, onu pantolon üzerinden betimlemek istedim. Oha çok ilkokul örneklemesi oldu lan, gerçi boşver, bana pantolon sana anorak. Var o boşlukları sen doldur keyfine göre.
Unutmadan bir de 21 Kasım Çarşamba Beyoğlu/Peyote'de çalıyoruz. Kiminle? Umut Töre Bandosu'yla. Neler çalıcaz? Grubun albümündeki "kendi şarkıları"nı. Bu hangi albüm? Gri Plak'tan çıkan "Apansız" adlı albüm. Nasıl bir müzik? Bunu tabii ki burdan anlatmam, gel, gör, dinle. Şimdilik al bir tane tadımlık:
Eski bir pantolonumu buldum kenarda köşede fakat onu oraya neden tepiştirdiğimi bir türlü hatırlayamadım. Üşenmedim yıkadım ve tahmin edebileceğin üzere giydim. Eve geldikten sonra neden buruşturup attığımı verdiği "rahatsızlıktan" ötürü anlayarak gerisingeri yerine koymadım, direkt olarak çöpü boyladı. Bunu neden yazdım? Onu bilmiyorum ama bir şeyin eskisinden "eskiden" hayır gelmemişse şimdi de gelmez, onu pantolon üzerinden betimlemek istedim. Oha çok ilkokul örneklemesi oldu lan, gerçi boşver, bana pantolon sana anorak. Var o boşlukları sen doldur keyfine göre.
Unutmadan bir de 21 Kasım Çarşamba Beyoğlu/Peyote'de çalıyoruz. Kiminle? Umut Töre Bandosu'yla. Neler çalıcaz? Grubun albümündeki "kendi şarkıları"nı. Bu hangi albüm? Gri Plak'tan çıkan "Apansız" adlı albüm. Nasıl bir müzik? Bunu tabii ki burdan anlatmam, gel, gör, dinle. Şimdilik al bir tane tadımlık:
K.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)