2 Nisan 2014 Çarşamba

Sabahattin'e

Bunu yazmaya başladıktan sonra farkettim, son karaladığım şeyler hep şair/yazar takımının üzerine. Fakat bir şekilde anmadan olmuyor dedim rutubet kokan odamda. "Burası rutubet kokuyor, havalandıralım biraz" deyip camı açtın, sonra cam açık seviştik seninle. Hatırladın mı? Madem edebiyatlı adamlar üzerine yazıyoruz, bu cümleler şart, alış. Saat 00.00'a vurmadan bitirmem lazım sanırım yazıyı, çünkü bugün ayın 2'si, 2 Nisan 2014 çarşamba. 1948'den, yani isminden harf atmayan yazar, şair, öykücü, gazeteci ve öğretmen Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden 66 yıl sonra bugün yine 2 Nisan.

Hiç yalan söylemek istemiyorum bu konuda, Ali'nin kalemini okumam üniversite yıllarına denk geliyor. Yani çok geç. Bu gecikmeye üzülmem gerekir mi ona tam emin değilim. Çünkü bana göre belli bir yaş altının hemen anlayabileceği bir adam değildi o. "Amaaan romantik romantik hikâyeler işte" deyip bir kenara koysaydı o çocuk kitabı, o zaman ziyan olurdu Madonna, Kuyucaklı ya da İçimizdeki.. Bekle, piş, acı çek, siktir ye, kendine göre biraz ol, ondan sonra oku bence. O denli oturaklı satırlar var çünkü içlerinde. Erken dönem cumhuriyet, o zamanlar da sağcıların solcuları, solcuların da sağcıları sevmediği zamanlardı. İşinden atıldı, sürüldü, yargılandı, cezaevinde yattı. Paşakapısı ve Sinop Cezaevi. "Dışarda deli dalgalar, gelip duvarları yalar". Sinop'a yazmış onu, sonra Edip okudu da ünlendi. Hababam Sınıfı'nda Özel Çamlıca Lisesi boşaltılırken de çalıyordu, hatırladın? Kızıyla iki kelime etme, selamlaşma şansım olmuştu, bu da bir hoşluk, güzelliktir benim için.

Neyse, tarih değişmeden bitirmem lazım yazıyı. Bana dokunuyor Sabahattin Ali. Geç başladım erken bıraktım okumayı. Hem kafasına odun vurularak öldürülmesinden hem de salladığı kalemden belki. Çirkin öldü çünkü, çirkin ölümleri sevmiyorum ben. Mesela hâlâ okumadım Madonna'nın sonunu, 97. sayfada bıraktım. Sen söyledin ama ben okumadım. Boşver şimdi.. Devletin 'cesaretsizliği' öldürdü onu, korktular çünkü. Fakat bilmiyorum, öldürüleceğini bile bile mi öyle yazmıştır şiirleri, hikâyeleri? Kim bilir? Bulgaristan'a varabilseydi belki, o zaman bu soruyu sormamıza da gerek kalmazdı. Belki o da bir daha yazmazdı. Kim bilir?

K.