Gittiğim konserlerde genellikle sahnede olup biteni tahlil etmeye, kim ne yapmış nasıl durmuş, öyle mi çalmış böyle mi çalmış diye bin parçaya bölerim kafamı. Lâkin bazı konserlerde bu tutumu yakalayamıyorum. "Neden" diye kendi kendime sormayı denediğim oluyor, bulduğum cevap ise ya Aydın Esen ya Sarp Maden ya da Erken Oğur oluyor. Dün akşam CRR'de bulduğum cevap Erkan Oğur'du. Aman efendim o nasıl armoni, o nasıl sahne duruşu diye klasik konser sonrası triplere hiç girmek istemiyorum. Çünkü dün akşam sahnede olan şeyin adı "denge"ydi!
Anatolian Blues Project adı altında yeni bir oluşumla Telvin grubunu çeşitleyen ve genişleten Oğur, sahnede o yıllardır aranılan Doğu - Batı birleşmesini layıkıyla başarmış. İki farklı kültürün müziklerini birleştirmede yıllardır dinlediğim gruplar balans olayını -bana göre- hiçbir zaman ayarlayamadılar. Mutlaka bir taraf bir tarafa daha çok karışır, alto saksafonla yanık bir bozlağa giriş yapmaya çalışılır yahut dilli kavalla caz armonisi yürümeye kalkışılırdı. Peki bunun ortası neydi?
Ortasını dün gece sahnede hem çalgısını çalıp hem de diğer enstrümanları şef mantığında yöneten Oğur dinleyicilere başarılı bir şekilde gösterdi. Kadro toplam 10 kişiden oluşuyordu. Gitar/Kopuz, davul, saksafon, piyano, kontrbas, kaval ve 4 adet erbâne (erbâne genellikle kürt dengbejlerinde ve tarikat zikrlerinde kullanılan bendir biçiminde, dairesel, büyük kasnaklı vurmalı çalgı). Türk Halk Müziği'nden seçme türkülerin ve Telvin grubuna ait olan caz parçalarının bir yeniden yorumunu/inşâsını dinledik sahnede. Lâkin dediğim gibi, sahnedeki balans bu iki ayrı müziğin birbirine vıcık bir şekilde karışmasını önledi. Erbâneler, kopuz/perdesiz gitar ve kaval sahnenin sağında, kontrbas, piyano, davul ve saksafon da solunda duracak şekilde sıralanmıştı. Bu bana göre hissettirilmeden ortadan çekilmiş bir çizgiydi. Bu çizgi, müziklerin de teorik ve çalgısal olarak birbirinden ayrılmasına ve başta da belirttiğim gibi müzikteki Doğu - Batı sentezini yakalamaya yönelikti. Kopuzla girilen bir türküye sırayla doğaçlama çalınıp, sahnenin sağından soluna bir dalga mantığında ayrı ayrı sololarını kattı müzisyenler. Örneğin 9 süreli (2+2+2+3) olarak çalınan bir türküde solo kavala bırakıldığında diğer batı enstrümanları susarak ana ritm erbânelere bırakıldı. Ardından saksafona geçen doğaçlama sırası da, hissettirilmeden davulun da akışa katılmasıyla ters çevrilerek tamamen bir swing/walking'e döndü. Her iki tarafın da enstrümanları deyim yerindeyse birbirlerinin sahasına girmediler. Hep beraber çalınan parçalarda da mümkün olduğunca ortak bir çizgi yakalanmaya çalışıldı. Piyanonun başında olan Can Cankaya'yı ilk kez performans sırasında izledim. Piyasadaki caz çalan diğer piyanistlerle karşılaştırdığım zaman neredeyse hepsinden bir tık daha öne geçti benim için. Zirâ cümlelerine ve müziğe dokunuşuna tâbir-i câizse bayıldım! Parçanın tamamen ona bırakıldığı zamanlarda yaptığı doğaçlamalarda biraz Keith Jarett'ın stiline de kaçmadı değil ama kim bilir, belki o arada yerleştirdiği hafif lezzetler onun diğer piyanistlerden daha öne çıkmasını sağlamış olabilir. Jarett örneği tamamen bir ara çeşni mânâsında, yoksa tabii ki kendine özgü bir çalım stili var adamın.
Erbâne mevzusuna gelirsek, beni bu denli etkileyen bir kaç saz içinde erbâneleri rahatlıkla baş köşeye koyabilirim. Hele ki sahnede 4 adet varken. Adamlardaki o uyum ve müziğe odaklanmayı anlatamam. Doğu müzik kültürünün ritm algısında önemli bir yeri olan bu sazlar, icra edildiği müzik ne olursa olsun yerle temasını kesmeye rahatlıkla yetecek şekilde tasarlanmış. Bu proje için de bence oldukça uygun bir kadro seçilmiş, diğer çalgılarla daima kontakt halinde çaldılar.
Yanılmıyorsam geçtiğimiz aylarda bu işin bir de dvd'si çekilmişti. E dvd çekildiğine göre albümü de kaydedilmiştir doğal olarak. Ne diyelim sabır sınırlarını zorlayarak bekliyoruz. Bu arada Erkan Oğur'un solo albümü "Dönmez Yol" da piyasaya çıktı. Bir kaç şarkısını netten dinledim. Hû'lar Hü'ler havalarda uçuşuyor yine...
K.
7 Nisan 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)