30 Ekim 2011 Pazar

Köfte

En son yazıyı taa yazın başında yazmam ve bugün otobüste eve gelirken "ulan benim bir blogcağzım vardı" uyarısının aklımda yanıp sönmesi bence yaşlandığıma delâlet. Bildiğin unutmuşum ben yazı yazmayı. Daha doğrusu yazı yazmayı değil de blogcağzıma birşeyler karalamayı. Hey gidi, koca bir yazı daha tükettik şu âhir ömrümüzde; nasıl mı geçti? Tahminen bunu sormadın ama bakma işte maksat laf olsun torba dolsun. Her ne kadar romantik dönem bestecileri gibi vıcık vıcık içeriğe sahip bir blogcağzım olamasa da arada sırada girip göz gezdirebileceğin bir profil burası Şakir, gel yani canın sıkıldıkça. Romantik dönem bestecileri dedik de, Brahms'ı pek severim. Artık pek piyasa da olsa, 3. senfoni'nin 3. bölümü seviştikten sonra uyumadan önceki o "kısa süreç" içerisinde dinlenebilir. Macar Dansları var bir de, onları da günün çeşitli saatlerinde dinleyebilirsiniz sevişmeye gerek yok.

Şarap dedim de, demedim mi? Demiş say sen, yazın Ada'da -ada burda Kuşadası oluyor- sahil kenarında hep takıldığımız bir mekanda oturuyoruz Şakircim, yine şarabın romantikliği üzerine bir geyik dönerken yakın kısa boylu bir arkadaşım "abi evet şarap çok önemli mevzuda" dedi. Biz de hani şarap - peynir ikilisi yahut farklı birşey söyler diye beklerken; "şarabın yanında tavuk alacaksın, hem de bütün tavuk. folyoya sarıyolar ya ondan, çok güzel gidiyor şarapla" diye cümlenin devamını kondurdu. Bilmiyorum hiç southpark izledin mi? Eric Cartman çok abuk subuk birşey söylediğinde diğer 3'ü 10 saniye kadar ona anlamsız anlamsız sessizce bakarlar, heh işte orda da aynı durum oldu ve tepkisiz bir şekilde başka bir konuya geçildi. İşte böyle Şakir, çok anlamsız oldu şu bir önceki paragraf ama idare et benim de yazım böyle adamlarla geçti işte. Bütün yaz bira içip fındık fıstık yiyerek zaman öldürdük. Çok gereksiz gelebilir ama hayır, tatil dediğin şeyin amacı da odur bence. Bknz. göt yayma eylemi.

Uzun zamandır yazı yazmadığım otobüste aklıma geldi dedim ya, nerden mi geliyorum? Maçka minikçiftlikpark'tan. Mâlûmunuz 1 hafta önce bir deprem hadisesi yaşandı Van'da. Oraya yardım amaçlı bir rock konserleri etkinliği vardı. Ama biz naptık? Tabii ki bilet almakta geç kaldık ve biletler tükendiği için konserin bir kısmını kapıdan "beleşcilik" mantığıyla izlemek zorunda kaldık. Konser yardım amaçlı olduğu için ve televizyondan da yayınlandığı için alanın etrafına kocaman bir led ekran kurmuşlar dışarda kalanlar da izlesin diye. Biz de cicili bicili bir arkadaşımla beraber mecburen bir süre ayakta, sonra köfteciden aldığımız saman kağıtlarıyla çimlerin üstünde, ondan sonra da diğer bir köftecinin minik taburelerinde konserin bir kısmını izledik. Fakat köftecileri burda es geçmemek lazım çünkü dörtbir yanımız köfteciydi. Yol kenarında 3490348 tane köfteci vardı. Köfteciler -farkındayım çok köfteci dedim- o kadar fazla köfte yapıp etrafa duman salıyorlardı ki bir ara ortamdaki oksijen yerini köfte dumanına bıraktı ve biz bu halde koskoca bir led ekranın önünde oturarak Duman grubunu izledik. Ne kadar ironik bir durum değil mi Şakir? Heryer köfte dumanı ve biz Duman dinliyoruz. Lâkin şikayetci değildim, değildik. İçeri girebilseydik daha bir güzel olurdu fakat erken gelen oturur (EGO) mantığı ile insanlar bir çırpıda biletleri tüketivermişler. Organizasyona baktığımda kısa süre içerisinde bu kadar koordineli bir iş yapıldığına pek şaşırdım açıkçası. Gruplar 2'şer şarkı çalıp indiler ve aralarda pek bir sorun yaşanmadı. Yanılmıyorsam sms'lerle birlikte 480binlira civarında da bir yardım toplanmış. Tebrik etmek lazım. Bu tür organizasyonları festival şekline dönüştürüp cüzzi bir miktara bence insanların müzik dinlemesi devamlı hâle getirilebilir. Dediğim gibi muazzam bir iş olmuş kangurucıleyşıns...

Bu arada yaz bitti mektep açıldı falan filan derken ben yeni bir eve geçtim. Artık bir Pangaltı sakiniyim. Buralar pek hoşmuş, sevdim. Sakin yerler sonuçta, civarda da bir sürü arkadaşım oturuyor hoş daha ziyaretlerine gidemedim o ayrı mevzu. Fakat şunu anladım ki, evdeki huzur çok önemliymiş arkadaş ben bunu bilir bunu söylerim. Hele hele ev arkadaşı dediğin canlı çok çok önemliymiş. Benden naçizâne bir tavsiye abuk subuk adamlarla aynı eve çıkmayın, canınız sıkılır. Maddiyatını bir yana bırakın, manevi olarak yıpranırsınız. Tereddütte kaldığı zaman insan sonuçlar farklı olabiliyor bence. Bu hem ev mevzusu için olsun, hem de günlük yaşamda insanın her türlü farklı aktivitesi için. Mevzuyu sallantıda bırakmak yerine onu yapmayı tercih etmek, hem kendi iyiliğimiz için hem de karşımıza gelen insanların iyiliği için pek sağlıklı olur. Daha sonra bu pişmanlıklarımızla bir zamanlar yapamadıklarımızı içimizde ukte olarak insanlara belli etmek zorunda kalıyoruz ve karşımızdakiler haklı çıkıyor. Ama oluyor öyle arada, yapacak da pek birşey yok.


O değil de ben konserde çimlerin üstünde otururken belim çok üşümüş be Şakir, ya çocuğum olmazsa?


K.