25 Şubat 2011 Cuma

Kılıf

Birikim nasıl birşeydir? Ne doğrultuda oluşur? Hani derler ya çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi diye, işte ben onu hiç anlamam. İkisi de bir bok bilmez bence. Tecrübe ya da birikim dediğin şey sen dursan bile kendi kendine etrafında birikmiş olur, sen farkında olmadan GÜM diye birileri senin kucağına onu bırakır zaten. Kullanma şeklin ve aldığın geri dönüşümdür tatlı olan. Hani yazar ya tuvaletlerde "nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" diye, gerçi alakasız ama neyse.

Bana göre ne kadar tecrüben ya da birikiminin olduğunu etrafa bir şekilde göstermeye çalışman, çok okudum ve çok gezdimcilikle eşdeğerdir. Şekillenen dağarcığını iyi yönde ve "hissettirmeden" bir yanındakine aktarabilme yeteneğin, senin o dışavurumculuğunu ne kadar ustaca kullandığının bir göstergesidir. "Yahu senin yaşın kaç arkadaşım bu şekilde öksürüyorsun burda?" bunu ben de kendime sormuyor değilim ama öyle be abi, bunun yaşla başla hiçbir alakası yok bence. Bence dedim farkında mısın? Genellikle bunu her yazdığım yazıda aralara serpmeye çalışıyorum. "Bence" diyorsam bana göredir, genel değildir, benim düşüncemdir. Uy uyma, sev sevme. Beni gram bağlamaz... Ne bildiğini, ne okuduğunu, ne izlediğini, ne incelediğini, nereye gittiğini, ne aldığını, ne giydiğini, ne dinlediğini ben veya bir başkası sormadan ve de yeri gelmeden an-lat-ma. Bunu günlük hayatına aleni olarak yansıtma, yansıtma ki yeri geldiğinde lök diye yerleştirdiğin kalıp 3.2 şiddetinde sarssın. Dikkatini çekerim yalnız "yeri geldiğinde"...

Birikim dediğimiz bütün ve bu doğrultuda belirli ölçülerde toplanan malzeme, birtakım toplumsal kimlikler oluşturmakta insan üzerinde. Bu, halk arasında "entel-dantel", halk olmayan beyaz Türkler arasında "entelektüel", halk ve beyaz Türkler arasında kalan tabakada ise "entel" kısaltması ile zikredilir. Bana pek tatlı ve samimi gelmez bu etiketler o yüzden de çok sık kullanmamayı tercih ederim. Yaşam biçimine göre insanların seni belirli sıfatlarla adlandırmaları ya kedi-ciğer muhabbetidir ya da yaptığından zırnık çakmamalarından dolayı oluşan ıvır zıvırlar. Sahte duruşlar, belirli gayelere ulaşmak için sarf edilenler, ulaşma yolunda etrafındakilerin üstünü başını çekiştirmen, farkında olmadan boka batman, sağına soluna bikbikbik konuşucak malzeme vermen aslında ne denli anlamsız bir çember içinde olduğunun belirtileridir. Kendince yaptığın hareketler ve davranışlar bir zaman sonra pembenin aslında siyah olduğunu canını yaka yaka farkettirir. Bu tür sıfatlara sahip olan da samimiyetsizlik çerçevesinde o etiketleri kaybetmemek için saydıklarımın çoğunu yapar. Nesin? Taksim'de de takılsan sahtesin, Cihangir'de de takılsan sahtesin. Galeri gezsen de sahtesin, bağdaş kurup yer sofrasında yemek yesen de sahtesin. Bunları bana anlattığın ay ay ay, oy oy oy diye ballandırdığın için de sahtesin. Çok bildiğin için de sahtesin, az bildiğin için de sahtesin...

Her insanın pek hoşnut olmadığı belirli mevzular vardır. Bugün sevmediğim şeyleri yazasım geldi. Fena mı ettim sevgili blogger? Bence etmedim, aa yine bence dedim. Sarp Maden'in "Bence" diye bir albümü var, dinle onu denk gelirsen. "Ben" kökü üzerinden bencilliğe girsek mi? Yok vazgeçtim. Bencillik pis bir mevzudur, üzerine konuşmaya bile değmez. İyi niyeti suistimal var bir de, 6 aydan başlar alimallah. Tavsiye dahilinde değildir. Şu satıra gelinceye kadar okurken bile sıkıldın di mi? Düşün işte, insanlar bu tür şeylere maruz kalıyorlar bazen. "Yok yahu o böyle düşünmez, böyle davranmaz dediğin adam şapkadan tavşan çıkarırcasına şaşırtıveriyor seni. Eee bu işler böyle Hilmi, yapıcak pek fazla birşey yok. Ona göre kılıf alsaydın. Kılıf mı? neyin kılıfı?..

K.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Koltuk

Eh bir yarıyıl tatilinin daha sonuna geldik, hadi bakalım herkes mektebe. Eskiden "sömestr tatili" denirdi, hâlâ kullanılıyor mu acep o? Çok tavım aslında o kelimeye, sömestr; o sondaki -str itici geliyor bana, 3 tane harfe de bu kadar takılır mı arkadaş, peh. Malum tatil yine İstanbul - Kuşadası arası mekik dokuma durumu oldu en otobüslüsünden. Fekat bu sefer ilginçtir dönüş yolunun ilk 2 saati hariç gayet sorunsuz ve güzel geçti yolculuk. Gidiş yolunda bindiğim otobüste televizyon ve internet bağlantısı vardı. Tamam bunlara alıştık artık her otobüste olması standart bir duruma geldi ama o koltuğun yanındaki priz neydi peki? Baya bildiğin adamlar sen bilgisayarını bağla diye priz koymuşlar kenara... Yok artık daha neler dedim ve tabii ki ben de bilgisayarcığımı bağladım o prize. Prize bilgisayar bağlamak da enteresan olur düşününce, neyse. Yanımdaki yolcu arkadaş ise olayın nerdeyse dışkısını çıkartmış bir vaziyette seyahat etmekteydi. 1 lap top, 2 tane o en büyük ekranlı dokunmatik cep telefonlarından ve 1 de 16gb'lık elim kadar bir ipod. Dedim ki; sen radyasyondan ölürsün 1 saate kadar, yanında beni de götürürsün. Nasıl bir iletişim manyağısın? Nasıl bir sosyalsin de bu kadar cihazı yanında taşıyorsun sen?.. Sabaha kadar çıkçıkçıkçık yazıştı zaten, sonra da yüzü yeşilleşmeye başladı ve eridi...

En tatsız olarak tanımlayabiliceğim şey koltuğun yatmamasıydı. Standarttır zaten o, her yolculukta en az 1 şanslı insanın başına gelir ve o koltuk yatmaz. Bu sefer ki şanslı da bendim nedense. Öndeki vatandaşın geriye yatırmaması da cabası, sağolsun varolsun sağlığına duacıyız. Peki dönüşte %70'i boş olan otobüste önüme çocuklu bir aile gelmesi ve aile babasının koltuğu sonuna kadar yatırması bana bu ahir dünyada yaptıklarım için bir ceza mıydı? Onu zaman göstirir sanırım. Var'an Turizm'in osbüslerinde öyle bir problem var; koltuklar 180 derece yatıyor. Koltuk değil zaten onlar yatak diyorum ben kendilerine. Eğer sen dik oturuyorsan, önündeki de tam olarak yatırmışsa adamın yahut kadının anlı senin direkt olarak ağzının içine giriyor, o derece. Neyse öyle böyle gittik - geldik medcezir yaptık ve tatili yedik. Mektep yarın açılıyor, yarreppim çok heyecanlıyım. Bu içimdeki ilk gün heyecanını şu yaşıma geldim hâlâ atamadımdımdımdımdım... Dımıdan havası.

O değil de Gary Moore Ölmüş... Nasıl olucak şimdi? Still got the blues'lar öksüz kaldı diye show haber başlığı atıyim mi sana? Bize de sahnede çalarken Emre Abi'nin "bu şarkıyı bıdı bıdı'nın anısına çalıyoruz şimdi" diyeceği adamların arasına bir kişi daha dahil oldu. Şaka maka o sustain'li tonlarını özlüycez Gary Moore'un...

Bir de tatilde 5man diye bir grup izledim İzmirli, çocuklar çok iyi çaldılar. Alsancak Kybele'de çalıyorlarmış, tanımıyorum hiçbirini ama hepsi groove çocuklar. Çok şeker bir sesi olan vokalistleri var, grubun adı 5man ama vokal hatun. Bak bak nasıl? Bir o kadar da şakacılar değil mi? Kelime esprili grup adı üreten bir de davulcuları var. Velhâsıl İzmir'de ikâmet ediyorsanız eğer gidiniz ve dinleyiniz. Her Çarşamba, Alsancak Kybele.

Musıki dedik ya bir kere e hadi öyle gidelim. Gevende'nin "Sen Balık Değilsin Ki!" adlı 2. albümleri çıkmış. Neden, nasıl oldu bilmiyorum ama konserlerine gittikten sonra takip etmeye, bu albümü de dinledikten sonra bayılmaya başladım bu gruba. Sahneleri çok iyi ve çalgılarına çok hakim adamlar. Aynı oranda albümde de hissedebiliyorsun bunu, "bütün" olarak çalmışlar. Müzikte, özellikle de grup müziğinde bir bütünü yakalamak ve o doğrultuda çalmak çok önemlidir. Eğer o kıvamı tutturabilirsen 93 kat ince hamurlu antep baklavası gibi leziz olur ortaya çıkan ürün. Bu adamlar da o lezzeti gayet iyi yakalamışlar, takip edin. Sana dedim şşşş takip et!..

Gelelim Elif Çağlar Muslu'nun M-U-S-I-C albümüne. Hatta gelmeyip uzaktan dinlesek, izlesek bile olur. Bana göre, bak bana göre diyorum dikkat edersen merkez benim burda ve bu blog benim, o halde benim kurallarıma uymak zorundasın burda. O elindekini sakince yere bı... Ne diyorduk, heh; bence Türkiye'de bugüne kadar çıkmış kadın caz vokal albümleri arasında abartısız en iyisi bu albüm. Bu çıta Elif Çağlar Muslu'nun albümünü dinlemeden önce benim için " Jülide Özçelik - Jazz İstanbul" albümüydü. Şimdi bir tık, hatta birkaç tık geçti onu bu albüm. Davulcu bir arkadaşıma yolladığımda bir parçasını; "Türk değil di mi bu kadın? Amerika'da mı çıktı bu albüm?" diye peşpeşe bir sürü soru sordu. Teknik ve enstrüman açısından bir kaç tatsız yer olsa bile geneli o kadar beğeniyorsun ki, o kusurlar bile görüş alanından hızla uzaklaşıyor. Ayrı ayrı tadı olan tüm parçaları anlatmıycam sana burda şimdi, git al albümü uğraştırma beni.

O değil de diyerek bitirmek ve daha başka bir konu daha açmak isterdim sana ama adını feriha koydum. O nasıl bir saçma dizi ismidir arkadaş...

K.