16 Şubat 2013 Cumartesi

Dönem

"...Türkiye'nin en büyük şehrinde doğulu bir şâir. 26 yılda tam 28 ev değiştirmiş, 3'ü resmî 5 evlilik yapmıştı. Çok kolaylıkla dost eskiten biriydi aynı zamanda. Akşam yemeklerini seviyor, içmeyi iyi biliyordu. Bir de, sokaklarda birilerinden saklanır gibi bir yürüyüşü vardı." diyor ve devam ediyor yazı. Düz yazı bu, formundan bahsetmiyorum, baya bildiğin dümdüz yazmış adam. Kalemin sâdeliği ve tasvirin güzelliğine bakar mısın? Tadı olan masaların muhabbetlerinden çıkma cümleler bunlar; rakı, meze, sigara, buz, küçük kağıt parçalarına düşülen notlar, he bir de yenilen siktirlerin toplamından oluşan aşk anıları. Zaten konu dönüp dolaşım oraya gelmiyor mu en sonunda? Nereye kadar ülke mes'elesi konuşabilirsin ki?.. Edebiyatın fiilen içinde olan bir arkadaşım şu iki satırı okuyunca bile hayran kaldı adamın uslûbuna, temizliğine. Siz hâlâ pucca okuyun tribine girdiğim gün yaşlandığımı anla, saçlar hepten gitmiştir o zaman. Zaten banane lan ne okursan oku...

İkinci Yeni olarak bilinen döneme denk gelen birinin tasviri bu. Takribi dönemler ve tarihler tabii ki bunlar, yoksa 1952'de birincisi bitti hadi hop ikiye geçiyoruz gibi bir kesinlik yok burda. Daha önceki ustalardan alınanın üstüne ekleme, bina çıkma, çökme, feyz alma, öykünme, geliştirme.. Ne dersen de artık, sana kalmış o adlandırma. Lâkin dönemlerin bu sessiz geçişi tıpkı şiirdeki gibi kanımca her noktada aynı oluyor. Günlük olağan yaşayışında da renk vermeden atlayabiliyorsun karşı şeride. "Nasıl oldu lan bu?" dedirttiği zaman senin İkinci Yeni'in başlar. İyi mi olur yoksa hepten mi boka sarar orası artık üçüncü geldiği zaman yaptığın muhasebede belli olur. Hiçbir şey sonsuz değildir diye dünyanın en büyük yalanlarından ve kaçışlarından biri varken bu tür tartmalar hep olacak gibi duruyor. Soyutluklara soyunmadık mı biz zaten? Di mi, mâdem şiirden yürüyoruz şu bu, böyle de bir vitrinli cümle şart şunun altına. Ama bu yazıyı bitirdikten sonra gittiğim mekânda çek in yaparım, öyle de plastiğim.

O değil de geçen hafta İzmir'den "uçakla" dönerken ilk defa İstanbul'un üstünde 2 kere tur attık. Hem de nerde? Boğazın üstünde! Cam kenarında oturmam ilk kez işe yaradı sanki. Yürürken griden geberen şehir İstanbul, havadan âdeta şıkır şıkır ışıltılı bir orospuyu andırıyordu.. Yazının seyri iyice şiire batmaya başladı, burda dursak iyi olur.

Bu arada adamın adı Cemâlettin Seber.

K.