İnsanoğlunun hayatının her anında karşılaştığı ve zihninde bir takım kodlar aracılığı ile kalıp haline sokma çabası içerisinde olduğu çeşitli durumlar oluşabilmektedir. Farklı zamanlarda oluşan bir takım etkenler, söylemler, olgular veya nesneleri tanımlamak için beynin bir araç olarak kullandığı kavrama anlamlandırma ya da daha yalın bir haliyle anlam diyoruz. Sürekli bir sorgulama hali içerisinde bulunan beyin, anlam aracılığı ile belirli bir tanım içerisine soktuğu kalıpları sınıflandırarak, süregelen farklı durumlarda mukayese yapma yetisini kazanır. Yapılan karşılaştırmalar doğrultusunda alınan kararlar ve yapılan yorumlar daha etraflıca ve içerik bakımından zengin bir hale bürünmüş olur.
Bireyin anlam doğrultusunda bir çözüme ulaştırdığı kavramlardan ziyade bir de anlam veremediği veya çeşitli şekillerde zorlandığı durumlar vardır. İşte tam da bu noktada inanç sistemleri devreye girer ve insan anlayamadığı ve kafasında bir şekle oturtamadığı şeylerden korkmaya başlar. Bu korku tanrı korkusu ile bütünleşir ve o doğrultuda dinlerin yerine getirilmesini istediği şartlara kimileri kısmen kimileri de külliyen uymaya başlar. Anlamlandırılan ve anlamlandırılamayan olgular aslında her toplumda başlı başına değişim gösteren durumlardır. Bunu dinamik bir yapı olarak da görebiliriz. Zaman ve mekân kavramı burada başlı başına temel bir etken oluşturabilir. Mensup olunan kültür insanın bakış açısında doğrudan bir etki yaratmakla beraber anlam olgusunu da direkt olarak merkezinden şekillendirmesinde etkili olur. Birey yaşadığı coğrafyaya, topluma, zamana, ait olduğu alt veya üst guruba ve yetiştiriliş tarzına göre hayatı boyunca farklı bakış açıları ile bezenmiş bir duruşa sahip olur. Anlam da bu bütünler doğrultusunda, onları baz alarak devreye girip işlevini gösterir. Yani bir bakıma bu unsurlar yol gösterici ana arterler olarak da işaret edilebilir.
Kültürle doğrudan bir ilişki içerisinde olan anlam, müzikte de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. İnsan tarafından üretilen ve belirli gelenekler doğrultusunda şekle sokulan müziğin soyut bir malzemesi vardır. Bu soyut malzeme, işlenip ortaya bir ürün olarak konulduktan sonra birey tarafından eğer anlamlandırılabiliniyorsa dinlenip tüketilmektedir. Eğer anlamaya çalışıp çözümleyemiyor ise birey için pek bir şey ifade ettiği söylenemez. Farklı kültürler içerisinde yapılan müzikleri de bu konuya örnek olarak verebiliriz. Örneğin Anadolu’da yaşayan mevcut bir dini gurubun yaptığı müziği Ortadoğu’da bulunan bir millete mensup olan insan anlamakta zorluk çeker. Kültürün içine nüfuz etmediğinden dolayı çözümleyip bir tanım yüklemek, o insan için anlama açısından oldukça zor bir durum teşkil eder.
Aslına bakıldığına bir anlamlar bütünü olan müzik, her toplumda ayrı davranış kalıplarına göre şekillenir. Bu yönde şekillenen müziğe hakim olmak ise ancak belirli bir bilinç ve tecrübe birikimi doğrultusunda mümkün olabilir. Ele alınan toplumun günlük hayatı, eğitimi, dili, içinde barındırdığı çeşitli dinleri, bu dinler doğrultusunda oluşan ritüelleri, ekonomisi, siyaseti ve sosyal hayatı gibi o milleti oluşturan temel kavramları bilmeliyiz ki bu doğrultuda oluşan kültürel hayatı ve dolayısıyla da müziği anlamlandırabilelim.
Genel olarak bakıldığı zaman insanın neredeyse tüm hayatını bir bakıma çevrelemiş olan anlam, bireyin karşılaştığı durumlar ışığında biz çözüm üretme açısından kilit noktada bulunan önemli bir etkendir. İnsanlığın varoluşundan bu yana kendi kendine sorguladığı ve “neden” sorusuna cevap aradığı yüzyıllar boyunca anlam kavramı soruların yanıtlanmasında yol gösterici ana bir arter olmaya devam etmektedir.
K.
23 Nisan 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder