28 Ekim 2010 Perşembe

Hayat

Son dakika gelen telefonlar ya çok iyidir, ya da alabildiğine yan geldiğinin habercisidir. Bana çok iyilerinden bir tane denk geldi dün. Çok sevdiğim, cicili bicili, pambık şeker kıvamında bir arkadaşım tam okuldan dönüp eve girdiğim sırada aradı ve "Herbie Hancock konserine davetiyem var, ben gidemiycem gider misin?" dedi. Yaklaşık 1 ay önce konserin ilanını görüp bilet fiyatlarına baktığımda, günümüz Türk Lirası kuruyla 1 kilo domates almak kadar zor bir mebla bana ordan el sallıyordu. Yok dedim, olmaz bu iş yaş arkadaş. O yüzden hiç önemsemeyip unutmuştum konserin o gece olduğunu. Nasıl olur, gitsem mi, gitmesem mi, napsam, ne etsem derken tamam dedim gidiyorum. Hemen ara kuzenimi o zaman dedi ve bir numara verdi. İyi insanların aynı oranda tatlı ve iyi kuzenleri oluyormuş bunu o gece farkettim. Çok şeker bir araba dolusu arkadaş grubu insanla geldik Haliç Kongre Merkez'ine...

Daha önce duymuştum oranın adını, kantin kuntin bir yer bekliyordum ammavelâkin 74 kat ince hamurla yapılmış Antep baklavası kıvamında alabildiğine güzel ve son derece başarılı bir akustiği olan bir salon karşıladı beni!.. Ön tarafa çok yakın bir yerde yerimizi aldık ve konser başladı.

Müzikten anlayan bir insan grubuyla konser seyretmenin tadı başka oluyor. Yanındaki insan sahnede olup bitenlerden biraz da olsa anlayabiliyorsa oh ne âlâ memleket. Davulcunun nasıl çaldığını, vokalistin ses rengini, gitaristin sololarda çaktırmadan tökezlemesini senin gibi yanındaki de farkedebiliyorsa konserin zevki daha da katlanıyor.

Gelelim Herbie Hancock amcaya... Konseri ilk işittiğimde havalarda uçuşan 11'li, 13'lü akorları, hayvani senkopları, komplike melodi yürüyüşlerini, "ohaaaaaa naptı orda o yahu"ların bolca işitileceği bir gece olucağını tahmin ediyordum. Fakat ömr-ü hayatımda ilk kez bu kadar hayal kırıklığına uğradım. Hancock, yaşının ve geçmişte yaptığı jazz yığınının verdiği ermişlikle son albümü "İmagine Project"in tanıtım turnesindeymiş. Eski albümlerinden bir kaç parça ile giriş yapsada akabinde son albümün parçalarını çalmaya başladılar. Son albümün genel başlığıda Dünya Müzikleriymiş. Brezilya, Londra, Dublin, Paris, Tokyo ve Güney Afrika gibi kentlerde yapılan çeşitli yerel müziklerin jazz'la harmanlandığı bir albüm yapmışlar. Peki kötü müydü? Hayır kesinlikle, sadece beklentilerim biraz daha farklıydı. O yüzden biraz şaşkınlık vardı üzerimde. Fakat sonuçta Herbie Hancock'u canlı izlemenin verdiği hazzın tüm olumsuz ayrıntıların da üstünü örttüğünü belirtmem gerek. Piyano, elektro gitar, davul, bas gitar, ikinci klavye ve ara ara sahneye gelen bir bayan vokalden oluşan grubun genel enerjisi düşüktü. İlk başlarda konseptin vermiş olduğu bir sakinlik sandım ama sonradan da baktım ki, ı ıh yok. Adamlar gayet yalpalayarak çaldılar tüm gece. Hancock ve bas gitarist dışındakilerden bahsediyorum bu arada. O ikisi gayet groove ve yerinde bir performans gerçekleştirdiler. Yaklaşık 2 saat sürdü konser ve hiç ara verilmedi. Yaşına rağmen enerjisi ve esprileri oldukça yüksekti Hancock Amcanın. Konserin bir kısmında sadece tek piyano sahnede kaldı ve yaklaşık 15-20 dakika kadar bir emprovize yaptı. Bu esnada yan tarafımda oturan iri yapılı aile babası kafasını geri yasladı ve homurtular eşliğinde şekerleme kombinasyonuna girdi. Taa ki karısı Hulkiii Hulkiiiiiii! Diyerek kısık bir ses dürtükleyene kadar. Haftaiçi olmasına ve gündüz ki iş yorgunluğuna verdim amcanın o kısa göz dinlendirmesini. Yani, umarım öyledir. 2. saatin ilk çeyreğine doğru son parçalarını çaldılar ve alkışlar eşliğinde bis yaparak sahneyi terk eylediler zenci abilerimiz. Her ne kadar farklı beklentiler içinde gitsem ve salonun büyük bir kısmı boş olsa bile lise yıllarından beri adını zikrettiğim bir jazz piyanistini canlı izlemek harkulâde bir zevkti...

Diğer bir musıkişinas ise ülkemizin güzîde jazz vokalistlerinden Jehan Barbur. Son 1-1,5 aydır facebook ve diğer sosyal ağlarda dönüyordu yeni albümünün yakın zamanda çıkıcağı muhabbeti. Nitekim çıkmış da. "Hayat" ismi. Yanılmıyorsam 2 gün olmuş albüm raflara düşeli. Bugün gözüme ilişti ve hemen alıp kasaya doğru koştum. Eve geldiğimde cd'yi taktım ve daha ilk parçadan belliydi geri kalanların incecikten bir nefes güzelliğinde olduğu...

1. parçadan başlayıp son parçaya kadar hiç ellemeden dinlediğim nâdir albümler vardır. Bu da onların yanında yerini almış oldu. Gerçekten hiç dokunmadım o sonuna kadar döndü. Hatta akabinde yıkadığım bulaşıklarla bile dinledim. O derece yani düşün. Bana göre ilk albümün tutması ve iyi bir geri dönüşünün olması pek birşey ifade etmez. Eğer ikinci albüm, ilk albümden en az 1 yıl sonra çıktıysa ve cd'yi koyduğunda daha ilk parçayı duyduğunda müziğin geldiği yöne doğru bakıyorsan; o albüm güzel ve gerçek bir albümdür, sonrasında da gerisinin gelmesi gerekmektedir. Velhâsıl eğer yolunuz herhangi bir müzik tükkanına düşerse mutlaka alın demiyorum, yolunuzu bilerek o tükkana düşürün ve alın. Dinleyin, dinletin, dinlettirin.

Arkadaşım Jehan Barbur senin bir tanıdığın mı? komisyon falan mı alıyorsun albüm başına, nedir senin olayın? diye sorucakmışsın gibi bis his var içimde. Yok yok, gerçekten tatlı niyetine bir çalışma olmuş. Bu kadar beğenmesem ballandırmam di mi? di...


K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder