8 Kasım 2010 Pazartesi

Kalabalık ve Alabalık arasındakki 7 fark

İstanbul'da bir cumartesi gecesini konserle doldurmak kadar güzel birşey yoktur sanırım. Beyoğlu'nun o tıklım tıkış kalabalığına dalıp, arkadaşlarınla oturabileceğin biryerler bulabilmek; samanlıkta bırak iğneyi sabah 7'de ciyaklayarak çalan çalar saati bulmak kadar zordur. Zaten zorluğun dışında keyifsizdir de... Farz-ı misâl 3 erkek arkadaş çıktıysan belli mekânlarda kesinikle yer bulamazsın. Fakat o 3 erkek arkadaşa birkaç adet hatun arkadaş ekli ise cebindeki meblâya göre, en kralından orta direk şaban modeline göre çeşitli yerlere oturabilirsin. Beni rahatsız eden de bir bakıma o zaten. Senin kılık kıyafetine ve yanındaki hatun sayısına göre sana muamele yapan kantin kuntin adamlar. Sen kimsin ki? tribi de değil bu, tatsız, rahatsız edici bir durum. Nedir yani erkek grubunun bıraktığı parayla, hatunlu grubun bıraktığı para arasında günlük kur farkı mı var? enteresan işletmeci kafaları işte, pek takılmamak lazım...

Heh ne diyorduk? konser, evet. İKSV'nin Salon adlı mekânında Gevende konserine gittik. Gittik diyorum çünkü kadro toplamda 3 kişiydi. Cicili bicili 2 arkadaşımla beraber planı 1 hafta kadar öncesinden yapılan konser için koyulduk yola. 1 arkadaşım önceden gitmişti salona, biz de onun arkasından biraz rötarlı olarak gidebildik ammavelâkin biletleri kapıdan alıcaktık. Bilet alma işinin son dakikaya bırakılması ne kadar kılkuyruk bir durum o gece tekrardan anladım. Kuyruk, konserin başlaması, sıcak ve terleten uzun bir koridor, "pardon lale kart almak ister misiniz?" diyen ve bunu 10 dakikada bir gelip tekrarlayan bir kız ve en önemlisi öğrenci bileti kalmaması. Gerçi ona kalmaması mı diyelim yoksa kalmamış gibi yapılması mı doğrusu tereddütteyim. Velhâsıl bayıldık 25'er liramızı ve girdik konsere. Salon adlı mekânı ne yalan söyliyim bu kadar küçük beklemiyordum. Bildiğin kıpırdıycak yer yok ve insanlar "göt göte" olarak tâbir edilen şekilde konseri izlemeye çalışıyorlardı. Benim gibi çok fazla kalabalıktan haz etmeyen insanlar için pek de tatlı bir durum olmasa gerek.

Gelelim Gevende'ye... Bateri, bas gitar, trompet, viyola ve gitar çalan bir solistten oluşan grubu daha önce bizim okulun şenliklerinde izlemiştim. Fakat şenlik kafası, muhabbet şu bu derken çok fazla dikkat edemedim yaptıkları müziğe. Grup elemanlarının bir arabaya doluşup yanılmıyorsam Nepal'e kadar gittiklerini ve geçtikleri ülkelerdeki yerel müzisyenlerle çalarak yaptıkları alışverişi işitmiştim. Zaten solistin Hint Müziği tavırlı vokal melodilerinden bunu rahatça anlamanız mümkün. Genellikle o an doğaçlama uydurulan bir dille söylenen parçalar bu aksanı vermesini daha da kolaylaştırıyor. Ses rengi oldukça yatkındı Hint ağzına. Ne yalan söyliyim çok da hoşuma gitti, çünkü kolay kolay başarılı bir şekilde icra edilebilicek bir tavır değildir. Mikrotonâl dediğimiz makamsal müziklerin bulunduğu bir müzik türünden bahsediyorsak eğer, yapılan icranın bir yerinden tutulabilecek kadar başarı içermesi gerekmektedir. Çok atasözü kıvamında bir cümle oldu ya, neyse içinden anlamı birşekilde bulup çıkartması sana kalmış artık. Grup içinde, sanki vokal dışında kalan çalgılar birbiriyle o kadar uyumlu ve sözleşmişcesine çaldılar ki, adamlar hakikaten oturup satır satır, nota nota yazıp çizmişler demekten kendimi alamadım. Bas gitar ve bateri, aynı şekilde de viyola ve trompet. Armoni, melodi ve ritm uyumlarını kalıbına uygun bir şekilde icra ettiler. Bir dip not olarak bas gitaristin 4 telli Fender Jazz Bass'ının da tonuna dibim düştü. Büyüyünce param olduğunda ben de alıcam aynısından. Kasım ayı sonunda çıkacak olan yeni albümlerinin bir bakıma lansman konseri gibi birşeydi dün akşamki konser. Tek olumsuz yanı 1 saat kadar sürmesi oldu. Sanki biraz daha uzatabilirlerdi gibime geldi ama musıkişinasların kendi kararırdır, saygı duymak gerek...

Toparlarsak eğer, bir cumartesi gecesi Beyoğlu'nun tiksindirici kalabalığından sıkılırsan ve biryerlerde bir Gevende konseri varsa, sorgusuz suâlsiz git ve dinle derim...

O değil de dikkat ettim, şu blog'da şişirdiğim gruplardan ve sanatçılardan telif talep edicem. Bu ne yahu, bedava reklam yapıyoruz!.. Gerçi reklamın iyisi kötüsü olmaz, vur çocum daylar daylar da neşemiz yerine gelsin!


K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder