Tat almamak nasıl birşey biliyorsundur. Dönem dönem oluşan bir durum bu, fakat geldi mi de kolay kolay gitmeyi bilmez. Yaşanılan durumlarla mı alakalı yoksa hani derler ya; "yaş ilerliyor mîrim" gibilerinden bir şekillenme mi bunun içinden çıkmakta zorlanmaktayım. Sanki böyle neyi tutsan elinde kalıyor, çoğu şey sallantı içinde ve uğraştığın birçok şey anlamsız geliyor. Pesimist bir bakış açısı değil bu hakikaten. Kiminle oturup karşılıklı dertleşsen, birşeyler konuşmaya çalışsan, iki muhabbet çevirsen ortaya ortak dert olarak aynı durum çıkıyor. "Sıkılıyorum be müdür!"...
İnsan severek yaptığı şeylerden zevk alır derler. Sanırım bunun bir geri dönüşümü olmadığı zaman bir cacık almıyorsun o işten. Çünkü çok fazla "severek yapıyorum" diyen insanlar dolanmaya başladı etrafta. Personel fazlası gibi bakabiliriz buna. Zaten ilginçtir ki adam bolluğundan bu tür yönetici kuvvetleri ellerinde bulunduran insanlarda saçmalamaya başladı. Bol dediğimiz kesim üzerinde genel bir bakış atıyorlar, içlerinden bir kısmını seçmeye çalışıyorlar ama dedik ya "personel fazla" diye; işte o yüzden sağlı sollu gelen "ben ben ben ben ben" çığlıkları hafif tansiyon düşüklüğü ve başdönmesi yapabiliyor. EGO'nun (erken gelen oturur) saçları beyazlattığı söylenir, kısacası güzel ve iyi birşey değildir. İşte bu tür rol-modeller olduğu sürece sen o "severek yaptığın iş" dediğin şeyden hafiiiif hafif suratını ekşitmeye başlıyorsun; bu durumda seni yeni yeni arayışlara itiyor.
Yeni arayışlar? Nasıl yenilikler ki bunlar? Yeni ve keşfedilmemiş ne olabilir? Yani daha doğrusu buna keşfedilmemiş demeyelim de; farklı uğraşlar diyelim. Nasıl bir farklı uğraş oluşturabilirsin kendine? Neye el atabilirsin? Yoksa mevcutla mı idare etmek zorundasın? Bak işte, sorular bikbikbikbikbik diye doğuruyor kendini... Fazla soru sormak benim açımdan sıkıntı veren birşey. Gördüğün ve biriktirdiğin ile zaten mevzubahis şeyin ilk beş cümlesini duyduğunda onu belirli bir kalıba sokmuş oluyorsun. E sonrasında gelen sorular ve özellikle "anlamsız sorular", "soru sormak için" sorulan sorular "benim ne işim var burda?" dedirtebiliyor insanoğluna...
Tat almamak dedik ama bir yandan da idâme ettirmek için tat almak zorundasın sanırım. Zorlama bile olsa bir şekilde ucundan tutup itmek zorundasın ki o ittiğinin yerine yenisi geldiğinde "daha kuvvetli nasıl itebilirim?" diye düşünmeye vaktin kalsın. Burda kafanın üzerinde parlayan bolancukta oluşan "peki sen bunları yapıyor musun da vıdıvıdı öksürüyorsun burda?" sorusunda verilebilicek en güzel cevap küçükken yediğimiz ıspanakların hiçbir işe yaramadığı ve içindeki demirin bildiğimiz demir ile farklı olduğudur.
O değil de; 1 kilo demir mi ağırdır? yoksa 2 kilo pamuklu iç don mu?
K.
22 Ekim 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder