1 Ekim 2012 Pazartesi

Kurgu

Yaz geçti, Eylül geçti, zaman geçti hatta Ertaş göçtü. Nasıl bir unutkanlıktır bu bizdeki bilemedim kendi kendime. Hayıflandım az evvel, tesadüfen bir Kırşehir Bozlağı çıktı karşıma nette ona istinâden düştü dimağa tezeneli. Aman da ustamızı kaybettik, vay efendim Abdal Geleneği göçtü gitti tribine hiç girmek istemiyorum, lâkin çukur çok büyük onu biliyorum. Düşünsene, sözlü bir kültürün 74 yıllık taşıyıcısıydı bu adamcağız. Birikimler, şahit olunanlar, sallanan tezeneler, içilen rakılar, muhabbetler, düğünler, cümbüşler, babadan alınan meşkler, beraber çarpılan gırtlaklar; hop bir anda yok oldu... Her şeyi bir yana bıraktım, en çok yanarım yanarım canlı kanlı bir kere görüp dinleyemedim ona yanarım. Garip geldi garip göçtü, ne diyeyim; mekân-ı cennet.

Akıl karışıklığı gibi yok olmak bana göre. Var olanın, sımsıkı içeri çekilenin saatler sonra bir anda ortadan kaybolmasıyla, arada santimler varken arşınların görünmemesinin hiç bir farkı yok. Ya derdini anlatamazsın ya da anlattığını varsayarak devamlılığı sağlarsın. Bak, cümleler ilerledikçe konu aslında ne kadar karmaşaya doğru sürüklenip kendi kendine çelme takıyor. Bazen birilerine takılmadan da düşebiliyorsun tekleyip. İç çekişmelerin doğrultusunda olanlar, yedirememeler, elinde tuttuğunu harcatmak istememeler, e ler'lerin uzaması da sana bana kalmış artık. Aklına gelenleri sen doldur. Dedim ya akıl karışıklığıyla yok olmanın bağlantısı var diye, gerçeklerle bağdaştırıp yaşadığın şeylerin yüzüne çarpılmasıyla da alakalı bu. Hatırda olanlarla istekler hiç bir zaman bir araya gelmiyor, ki gelmesin de zaten. Zamanında çok düşünerek tasarladığın, kurguladığın şeylerin güvenilirliğini sağlaman imkan ihtimal dahilinde değil. Eee nasıl olacak? Yahut olması lazım mı? Olmazken nasıldı? Değeri, heyecanı, zevki ne kadardı? Harcadık mı? Ya hatta piç mi oldu bile diyebiliriz yok olan için. Bak hepsi akıl karışıklığı barındırıyor; çünkü yok oluyor o kurgun, çöküyor. Plastik kurgular diyelim bunlara istersen? Biraz daha sabret, sana hayattın sırrını da veririm. Yersen tabii. Neyse, adlandırmalar konunun önüne geçtiği zaman tüketilmişliği de beraberinde getirmiyor değil. Güzel bir dünya arayışı ve ortasına yerleşme çabasıyla, tırmanmaya çalışırken çöküyor ya zaten o kurgu. Olmadığının farkında olsak ne olur, olmasak ne olur?..

Okumadığım kitapların sonlarını hep tahayyül ederim. Bıraktığım yere gelene kadar ne nasıl gitmiş, kim neyin peşine düşmüş, adam kadın için ya da kadın adam için neler düşünmüş ona göre kurgularım sonunu. Bunları topladığında ya boklu dereye çıkar mevzu, ya da aradığın ama asla oturamayacağın güzel dünyanın ortasına.

K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder