Bu yorgunlukla normalde osurarak uyumam gerekirken kalkmış kalem sallıyorum. Ah ben... Aman da ben... Ben ki ne ben... Ben diye bir şey var, ben'den çıkar bencilliğe kadar yürür o mevzu. Tahminen kimse hazetmez bencil insanlardan ama herkes de bir o kadar "kendine bencil" bana göre. Kendine bencil, iç çekişmesi olan bir kelime. Neyse. Bostancı'dan Taksim'e gelmem tam 2 saat 10 dakika sürmemeliydi gecenin 4'ünde. İsyan ettim, hem de çok büyük. Heh dedim saat başı! 112'yi yakalarım tam da durakların ordayım. Bekle bekle bekle bekle bekle. İnat edip ısrarla bekle. Allah da belanı versin 112, başka da hiç bir şey demem. İstanbul dışı olanlar 112'nin Bostancı - Taksim otobüsü olduğuna uyanamadıkları için ambulans sanabilirler, şaşırmayın kendinizi. Velhâsıl saat başı gelmesi gereken otobüs gelmedi haliyle. Ben naptım? Sarıdolmuşlara gittim. Cumartesi sabaha karşı o dolmuşlar genelde sarhoş dolu olur, nitekim yine öyleydi. Fakat ben, zaten saatlerce pop çalarak sarhoş eğlendiren ben, tatlı niyetine gelen bu sarhoşları da hiç çekemeyecek halde olan ben, onların sarhoş muhabbetlerine naptım? Maruz kaldım. "Oğlum, Nevizâde'de bu saatlerde her yer kız, yerlerde yatıyolar seçiyosun gidip resmen kehkehkeh!" lan allah kahretsin sizi ne diyeyim ki. Takrîbî 25 dakika bekledikten sonra kalktı sarıdolmuş. 20 dakikada Taksim'deydim. Bence o adamlar biraz daha kassa o arabalarla zamanda yolculuk yapabilirler. Aslında Zemeckis 1985'te Back To The Future'ı çekmeden önce kesinlikle bu sarıdolmuşlara binmiş, kuşkum yok yani. Ordan in eve gitmek için bir otobüs daha yakala; onun içinde kimler var? BU SEFER TAKSİM'Cİ ÖĞRENCİ SARHOŞLAR. "Ben bu azâbı çekmek için kimin âhını aldım?" dedim o otobüste kendi kendime. Tam arkamdaki eleman "ıslak hamburger" yiyordu, düşün. Toplu taşımadasın ve o toplu taşıma hakikaten çok toplu, saat 5'i geçmiş ve sen yoğunlaşan noktası sarımsak olan bir şey tüketiyorsun. Bu olmamalıydı, lâkin yapacak bir şey yoktu. Düşüncesizlik otobüs, minibüs, vapur ya da insan dinlemiyor.
Dedim ya ilk başlarda kendine bencil diye, bu da düşüncesizlikle ortak bir payda kanımca. O çocuk eğer o hamburgeri binmeden önce yahut indikten sonra yeseydi ben şu an buna kafa yormuyor olacaktım. Söylesen "sanane yeaaa" diyebilir. Hamburger üzerinden yürüyüp konuyu soyut bencilliklere de bağlayabiliriz. İnsanlar bunlarla karşı karşıya kalabilir, farkında oldukları halde hem de. Lâkin zaman zaman elden gelen bir şey olmadığı için, bile bile lâdes dersin o hamburger kokusuna. Neden? Çünkü saat 5 küsür, benim o otobüse binmem lazım ve eve gidip uyumam lazım. Farkındalıkla kendime eziyet ettiğim zamanlar oluyor. Bu da onlardan biriydi. Bak nasıl saçmalamaya başladım? Çünkü saat şu an 7'ye geliyor ve ben neyi zorluyorum hiç bilmiyorum. Gündelikte de neyi zorladığımın farkında değilim ne zamandır. Benim olmayan, benim olmayacak, benim olsa bile kendine bencil'lik üzerinden varolanın yok edileceği şeylere sahibim. Neden sıyrılmıyorum? Ya da o çocuğa "arkadaşım otobüstesin, burda yenir mi lan o geoit?" deseydim ne değişirdi? Karşımdaki düşüncesiz mi? Evet, düşüncesiz...
Peki ben niye orta kapıya doğru ilerlemiyorum?
Çünkü.
Hadi yattım ben.
K.
7 Ekim 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder