14 Aralık 2010 Salı

Babay

Farklı kültürleri tanımak, onların içine nüfûz etmek dışardan çok birşey hissettirmiyormuş gibi gözükse de, dokununca ve içine girince çok farklı bir tat olduğunu sana gayet güzel bir şekilde anlatıyor. Son 2 haftadır cumartesi günleri bölümden cici bici bir arkadaşımla beraber Beyoğlu Balık Pazarı'ndaki Üç Horan Ermeni Kilisesi'ne gidiyoruz. Kiliseye gidiyoruz diyince aklında bin türlü soru oluştu farkındayım. Biz çoğu şeye kendimizi şartladığımız için, genel çizgi dışında olan birtakım olgular herdaim garip gelir, normaldir. Fakat bu tür bakış açıları, algı genişledikçe ve değiştikçe kendini pozitif yönde ve daha şeffaf düşüncelere bırakmakta. Ama bunu çok okumak, araştırmak ya da ben biliyorumculuk olarak algılama; salt farklı pencerelerden bakmak ve onları tartıp ince bir çizgi üzerinden değerlendirmekle alakalı. Misal, bugünlerde bir haber dikkatimi çekti. Yanılmıyorsam Bodrum'da Hristiyan bir Kanada vatandaşı vefat etmiş ve cenazesinin oradaki Müslüman Mezarlığı'na gömülmesini istemiş. Neyse öyleydi böyleydi cenazeyi oraya gömmüşler. Sonrasında ne olmuş? Hemen yandaki mezarların sahipleri "daaaaaaaayt kaldırın çabuk bu mezarı burdan, Haç'ta neymiş, Müslüman Mahallesinde salyangoz bikbikbikbikb..." vb tepkiler...

"Neden" diye sordum kendi kendime o haberi okuyunca. Aslında mantık olarak tezat bir durum. Ama ülkenin geneline baktığın zaman; yaşarken dipdibe olan insanlar öldükten sonra neden olamıyor ki? Yahut bu bir hoşgörüsüzlük mü? O orda olsa neolur, olmasa neolur? O orda seni neden rahatsız etti? Onlarca soru peşpeşe gelebilir bu durumun ardından. Velhâsıl Hristiyan vatandaşın mezarını oradan kaldırmışlar. Öyle de olucaktı zaten, ondan bir şüphem yoktu ama dediğim gibi "neden?"...

Heh, ne diyorduk Kilise evet. Niye gittik biz o Kilise'ye? Hampartsum notası öğrenmek için. Hampartsum notası nedir? Hampartsum Limonciyan tarafından takrîbi 18. yy'da bulunan bir Ermeni nota sistemi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde birçok eseri notaya almayı sağlayan bu sistem, batı notasından tamamen farklı, tek çizgi üzerine yazılmaktadır. Bildiğimiz nota simgelerinden farklı olan Hampartsum, Türk Müziği'ndeki makam sistemi ile icra edilmektedir. Yani okuduğumuz eserler arasında Hicâz, Hüseynî ve benim ayılıp bayılarak dinlediğim Sultân-ı Yegâh makamı da bulunmaktaydı. İlk derste biraz zorlansak da mevcut müziğe âşinâ olduğumuz için duyuş açısından kavramamız zor olmadı. Fakat al bakalım şu hampartsum notalarını oku evlat dersen tabii ki leblebi gibi okuyamam o ayrı mevzu. Daha önce farklı Kiliselerin içine girmiştim fakat bu kadar çok uzun kalıp, o eşraftan insanlarla çok hukûkum olmamıştı. Çok farklı bir deneyim, yeni insanlar heey huhuuv hayat ne güzel tribine girmiyorum tabii ki ama hakikaten içine girince oradaki aynı ama bir o kadar da farklı havayı soluyorsun. Çok gazeteci cümlesi gibi oldu bir önceki cümle farkındayım. Ama öyle yani, bunun başka bir tarifi yok. Bir de bana ilginç gelen, tam öğle vakti biz nota çalışırken bir anda ezan okunmaya başlandı. O an çok garip bir duygu hissettim, nasıl anlatıyim; dışardan gelen ses ile içinde bulunduğun ortam aslında iki ayrı köşe ama sen o köşelerin tam da ortasında ince bir çizgide işini yapmaya çalışıyorsun. Bu asla rahatsız edici bir durum değildi. Hele ki, bize o nota sistemini öğreten Nişan Hoca'nın "kardeşliğimizi unutmayalım, eski günleri hatırlayalım" gibilerinden sözleri olan eserini seslendirmeye çalışırken o dışardan gelen ses ile bütünleşen ortam farklı bir haz verdi bana. Kurs sonrası ikram edilen simit ve çaylar da işin güzelliğinin cabasıydı...

Gelelim her yazıda değindiğimiz musıkî köşemize. Bu hafta ki güzîde konuklarımız; naif icraları, mütevâzi kişilikleri ve utangaç duruşlarıyla(!) "Kurban" grubu. Lise yıllarından beri takip ettiğim fakat ilk kez canlı performanslarını izlediğim grup, albümü takıp dinlediğinde cd'den ne duyuyorsan aynısını sahnede çalıyor hocam, 2, 2 daha 4 bu budur yani. Müzisyenler arasında bir tâbir vardır "ökkküz gibi çalmak" heh işte o adamlar o tanıma gayet güzel uyuyorlar. O cayır cayır riff'ler döne döne geliyor kulağına insanın. Her ne kadar 9 gözükse de konserin başlama saati adamlar tam 12'de sahneye çıktı. Biz de zati bunu tahmin ederek -daha doğrusu Elif'in daha önceki tecrübelerine dayanarak- 10.30 civarı gittik mekâna. İstanbullive adlı performans salonu akustik açısından biraz sıkıntılı fakat geniş, ferah biryer. Ama biraları rezalet, ayrıca 33'lük şişe 8lira. Yani öğrenciysen evde iç miç birşeyler yap öyle git, yoksa 8+8+8+8+8+8+8 batarsın vallahi... Eski ve son albümlerinden karışık bir liste ile 1,5 saat kadar çaldı Kurban. Hakikaten çaldı yani daha da dallandırıp budaklandırmaya gerek yok. Konser sonrası kulis, muhabbet sohbet, şu bu derken İstanbul'un Hababam Sınıfı'nın kötü kalpli müdürü tripli "alın lan size soğuk" adlı hediyesiyle evin yolunu tuttuk...


O değil de artık bizim bir çim adamımız var; adı da babay :)



K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder