16 Mayıs 2010 Pazar

Hikâye

Fonda jazz çalarken birşeyler yapmak hakikaten bazen çok zevkli geliyor. Ne biliyim, insanın kendini iyi hissettiği müzikler olur zaman zaman. Gerçi bendeki müzik zevki ortaya karışık mevsim salatası görünümünde ama idare ediyoruz artık. Dedim ki; hazır arkada Focan çalıyorken gecenin şu kör saatinde cızıktırıyim birşeyler. Aaa Focan mı? Yoksa sen Türk jazz'cılarını mı dinliyorsun? Evet, sen dinlemiyor musun? Bayılıyorum öyle aşağılık kompleksli insanlara, kendi ülkesinde yapılan hiçbirşeyi dinlemez, ondan haz almaz, böyle hep karışısında durur. Yapana da tiksintiyle bakar. Peki neden? İşte onun cevabını bir türlü bulamadım. Hoş o da bilmiyor o ayrı mevzu. "Milliyetçi misin sen arkadaşım?" triplerine girme hemen bunun siyasi herhangi bir görüşle alakası yok. Yapılıyor ve kaliteli yapılıyor bende bunu dinliyorum, bu yani, bu kadar. That's all, falan(!)... Evet ben de yaptım bunu, şu an yaptım! Cümlenin sonuna bir ingilizce kelime ve arkasından gelen o yavvvvvvşak "falan" kelimesini yapıştırdım. Napiyim arkadaş çevremde o kadar çok kullanan var ki o kelimeyi, ben de özendim bir an. Hocasından öğrencisine kadar hem de. Bak dikkat et hocasından diyorum, adam hoca olmuş titr'i falan var, bildiğin hoca yani ama gelip kantinde sana "falan, köfte, pis, mesela" gibi bir sürü beyinsizlik belirtici kelimeler kullanabiliyor. Sonra niye laf ediyosun, suratsız davranıyorsun? Hocan o senin... Boşversene Müfit, hoca diye devlet gibi adamlara diyoruz biz, geçiceksin sen onu...


Neeerden nereye geldi muhabbet. Hikâye demişiz başlıkta; evet, herkesin bir hikâyesi vardır hayatında. Benim de hayatımın bir hikâyesi var ve yıllar geçsede ben onu alıp rafa kaldırmadım. O hikâyeye başladığım yılı tam olarak hatırlamıyorum baya bir zaman geçti üzerinden. Fakat o hep bir köşede durdu. Onun da yaşamı sürekli değişti, gel-git'leri oldu, şu oldu bu oldu ama ben hep bir köşede o da hep bir yerde sakladı bu hikâyeyi. Gün geldi hiç tanışılmamış gibi davranıldı, gün geldi abi-abla kardeş gibi olundu ama o bağ hiç kopmadı. Sürekli birşeyler anlatıldı karşılıklı.


Gözlüklü zamanlardan "aman da büyümüş de yazar olmuş" triplerine girildi bazen. Dö piyes kafasına geldiği zaman dedim ki; evet budur, yıllar önce anlatmak istediğim de buydu, şu anda da anlatmak istediğim bu. Hamur fırında! Şekillenmekte! Ne olucağı hiç belli olmaz derim hep, hakikaten de öyle olur. Aman olmasında zaten, döner dolaşır aynı durakta durur o otobüs. Dikkat çekilmek istenen nokta otobüsün geliceği zamanı hesaplamak. Yoksa 5 dakikada bir geçiyor, atlar birine gidersin hiç problem değil. Sen şimdi bunları okuduktan sonra kendi kendine "işte bir hatun muhabbeti daha" dedin! Yoo, uzaktan yakından ya da yanından bile bir alakası yok. Yoksa var mı? Hayır hayır yok. Tüm olanları tek bir arter üzerinden düşünmek ve oraya yormak, ne biliyim, neyin kafasıdır bilmem. Fakat bu hikâyenin gelişimini ve sonucunu çok merak ediyorum, bence sen de et ama adı üstünde hikâye, herşeyi şu an sallıyorda olabilirim. Hatta salladım, aç kollarını tut! Ben bunları gecenin 03:32'sinde nasıl bir kafayla yazıyorum o da sana kalmış bir durum, falan. Bak yine yaptım aynısını "falan" dedim. Hatta köfte! Hemide kaşarlısından...


K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder