Bir plakçalar (pikap) edinesim var. Hemen aklına ıssız oğlan filminden falan etkilendiğim gelmesin! Barış Manço'nun 45'liklerini indirdim bugün, mp3 formatında olsalar bile o analog tadını alıyorsun müziklerden. CD teknolojisindeki sıkıştırma -keza mp3'de de öyle- şarkıları sanki dar bir koridorda dinliyormuş hissi veriyor. Ufakken dayım arşivindeki plakları çalardı hep, taaa ordan hatırlıyorum o güzelliği. Alttan gelen cızırtı bile tatlı, o kadar bütünleşmiş ki plakla sanki o cızırtı olmasa plağın tadı olmayacak gibi geliyor. Hem daha tatlı be, yapay değil en azından "çin malı" havası yok o müziklerde.
90'ların ikinci yarısından sonra hayatın tümünde bir "sıkışmışlık" başladı bana göre. Herşeyin böyle bir yapayı, sahtesi, eksik malzemelisi, nerden kıprsamda daha çok kazanıp tasarruf etsemi kısacası kötü olanı tüm heryeri kapladı. İyi olan ise pahalı bir konuma ulaştı. Aslında o zamandan önce iyi olan zaten olması gerekendi. Sonra sonra bir yer değiştirme söz konusu oldu ve hızlı tüketim her yere sıçradı. E tabii akabinde de daha kalitesiz olmaya başladı herşey. Bu çabuk ve hızlı tüketim mevzusu somut olan şeylerden soyutlara bile geçti bir süre sonra. O olmadı başka, bunu sevmedim diğeri, yok bu bana göre değil şu olsun... Eee? Tükete tükete nereye kadar götürebilicez ki bu işi? Bir zaman sonra bir bakmışsın kendin o çok geniş görünen ama aslında kısır bir döngüden ibaret olan hızlı tüketim dünyasının içinde kaybolmuşsun.
Öyle bir durumdan sonra cızırtılı eski plakları aramaya başlıyorsun işte...
K.
12 Mayıs 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder