15 Mayıs 2011 Pazar

İskender

Bildiğin 1 aydan fazla olmuş son yazıyı yazalı, unutkanlık zor zanaat. Eskiden haftada 1 yazardım. Eskiden dediğim de geçen sene, lâkin nedendir bilmiyorum ara ara aklıma gelse de "eeeaaah sonra yaparım" dediğim oluyor son dönemlerde. Üşengeçliği seviyorum sanırsam. Güzel de birşey zaten herkese tavsiyemdir. Üşengeçlik demişken; Bursa'ya gittik geçen pazartesi günü, "bölüm gezisi" başlığı altında yapılan bu hareket için saat 7:45'te toplanma emri üst mevkilerden mail yolu ile bildirildi. Üşenme falan hak getire, sabah saat 7:45'te okulda hazır ve nâzır bir vaziyette bekliyordum. Neden? Çünkü işin ucunda 1,5 tereyağlı iskender yuvarlamak vardı da o yüzden. Peki bu amaç sonuca ulaştı mı? En âlâsından!..

Bu tür toplu organizasyonlarda genellikle insan sayısının fazlalığından dolayı hazırlanan programlara tam olarak uyulamaz. Nitekim bizimki de öyle oldu, 8'de hareket edilmesi planlansa da 8'i çoktan aşmıştı saat yola çıkıldığında. Okuldan tahsis edilen midibüs ile tıngır mıngır yollara düştük. Develer tellal sinekler berber, köprü trafiği alabildiğine yoğun biz Topçular Feribot İskelesi'nin yolunu bilmez iken, sora sora Bağdat bulunur mantığında Bursa için arabalı feribotumuza sonunda ulaştık. Bu arada Kartal, Pendik ve Tuzla enteresan yerlermiş bunu da yolda görmüş olduk. Öyle böyle derken saat 12 civarı Bursa'ya varmış olmanın verdiği rehavetle "iskender iskender iskender iskender" diye aranan küçük bir güruhla başladık han, hamam, türbe ve camii gezmeye. Bursa'daki erken dönem Osmanlı Mîmârisi mutlak gidilip görülmeli. Özellikle Ulu Camii'nin ortasında bulunan camdan kubbe ve altındaki havuz harkûlâde. Osman Gâzi'nin türbesi oldukça heybetli, OSMANLI İMPARATORLUĞU diye büyük harflerle haykırırcasına ailesi ile birlikte tepeden Bursa'yı izliyor. Harika bir manzarası vardı türbenin olduğu yerin. Tabii tokitoki'nin toplu konutları şehrin ortasında ibrik gibi sivrilmeseymiş daha da bir güzel olacakmış. Şehirdeki payitaht havasını ve yeşil(!)in hakimiyetini daha girer girmez hissediyorsunuz. İskender mevzusuna girmiyorum. Es geçtim farkında mısın? O derece yani... O gün bölümcenek zafiyet geçirmediysek iyidir. Kestane şekeri, mevsimin ilk eriği, iskender, kazandibi ve daha bir sürü abur cubur. Bir de mısır ekmeği kapışması vardı. Bildiğin kapıştık çünkü yemek için. Bu sırada da çok güzel siyah beyaz fotoğraflar çıktı ortaya. Bölümden bir arkadaşım da bunu "müzikolojinin son akşam yemeği" olarak tanımladı. Anlıyorum şu an okuyunca çok mânâsız geliyor ama fotoğrafı görsen öyle düşünmezsin Rıfat, uğraştırma beni. Yedik içtik gördüklerimizin bir kısmını anlattık ve dönüş yolundaki muhabbet-i geyik ile beraber İstanbul'a geri döndük. Velhâsıl mezun olan arkadaşlarla geçirdiğimiz güzel bir gündü.

Değişik şeyler yapmak, bulunulan ortamdan uzaklaşıp zihnini dağıtmak her zaman insanlara güzel gelir. Tıpkı Bursa gezisi gibi. Bundan ben de hoşlanırım. Lâkin dikkatimi çeken birşeyler var son zamanlarda; etrafımdaki tanıdığım veya tanımadığım insanların bu tür kaçışlara, değişikliklere ve farklılıklara çok fazla ihtiyacı var. Eskiden senede belli dönemlerde tatil veya kafa dinleme ayarında belli birtakım şeyler yapılırdı fakat şimdi bunu her an isteyenler var. Napıyorsun? Sorusuna "sıkılıyorum" cevabını duymaktan çok sıkıldım. Bu artık ortak bir kanı haline dönüştü, sıkılıyorum. Peki neden sıkılıyorsun? Ben de sıkılıyorum çünkü. Acaba herşeyin elimizin altında oluşundan, düşündüğümüz veya aklımızdan geçenin kısa bir süre zarfında hemen varolabildiğinden ya da eskiden zor olarak adlandırılan şeylerin şimdi çok kolay oluşundan mıdır bu sıkılganlık? Merak ediyorum insanlar televizyonun yeni yeni yayıldığı tek kanallı dönemde veya Belçika'daki bir tanıdığını aramak için saatlerce santralden hat bağlanmasını beklediği zamanlarda bu sıkıntıların getirilerini nasıl aşıyordu... Şimdi nasıl? Kanal mı? Binlerce. Telefon mu? Görüntülüsünden... Geriye sadece bu arayışlardaki somutluklar kalıyor. Yani sesini ve görüntüsünü duyduğun kişiye sadece dokunamıyorsun, o kadar. E o da olsun artık bir zahmet. Bu tür örnekleri sadece teknolojik olaylar üzerinden görmemek lazım, bu kolaycılık insanın hayatındaki her alana yansıyarak napıyorsun sorusuna "sıkılıyorum" cevabını vermesini sağlıyor. Elde alternatifin çok olması da bunlara zemin hazırlıyor tabii ki. O olmadı bu, bu olmadı o zaman şu. Eee sonra? Tüket tüket tüket... Tüketim Toplumu kavramı da bence bu tekelleştirilen insan modelini yaratmak için ortaya atılmış birşey. Ye, iç, sıç, yat, seviş, çalış, eve geri gel, ye, üret, yat, para harca, para kazanama, yine de harca, eve gel, ye, iç, öl. Gün geçtikçe kabaran dünya nüfusunu bir şekilde kontrol altına alma ve ehlileştirmenin gözümüzün önünde olan şeklidir bence bu. Bence'yi çok fazla kullanıyorum dikkatimi çekti az önce. Yazdığım şeylerin kendi kıçımdan uydurulma şeyler olduğundan mütevellit olsa gerek. Neyse, konu nerden nereye geldi. Sıkılma Rıfat, oluyor öyle arada.

Müzik dinlemek insanın sıkıntısını alıyormuş der konuyu buraya alakasız bir şekilde bağlarım. Hani yazmıştım bir ara hatırlıyor musun? Ehl-i Keyf vardı, yeni dahil olmuştum, onların ikinci benim ise onlarla beraber ilk albümümü kaydetemiştik; heh işte onun miks, mastering, tasarım, edit büdüt, şu bu herşeyi neredeyse bitmek üzere. Mayıs sonlarına doğru piyasada arz-ı endam edecek kendileri. Deneyevi Stüdyosu'nda kaydettik albümü ordan da teee yurt dışlarına gitti cilalandı parlatıldı geri yollandı. Albümün adı "Hasar Tespiti" öyle çok satalım para kazanalım mantığında bir proje değil bu. Albüm 3-5 paraya raflarda satılacak ve bu sırada "yok abi ben para mara veremem" diyen olursa da grubun internet sitesinden albümü indiregandi yapabilecek. http://www.ehlikeyf.biz/ bu resmi web adresi, facebook, myspace, twitter gibi mecralardan da arayıp bulabilirsiniz kendilerini. Web sitesinde şu an bulunan parçalar ilk albüme ait, onlarda ben yokum. Yeni albüm piyasaya düşer düşmez netten ben senin kafanın etini yerim merak etme zaten. Ufaktan kulak kabartmaya başla Rıfat, hadi bakalım.


Ya herşeyi geçtim neden sıkılıyorsun sen? Otur bakayım şöyle...


K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder