22 Haziran 2011 Çarşamba

Kek

Yol hikayeleri yazanlara hep imrenmişimdir. Ne bileyim karavan olsun, motosikletle yahut bisikletle ülke turlarına çıkmak olsun bir şekilde seferî bir halde başa gelen şeyleri kaleme almak çekici gelmiştir hep. Peki şu an kalem kullanıyor muyum? Hayır. Lâkin olsun ben yine de notumu düşer, kendimce hevesimi alırım.

Şehirlerarası otobüs taşımacılığı, hakkını vermek lazım ki Türkiye'de gerçekten çok ilerledi. Ben ufaklığımdan hatırlıyorum o eski püskü mercedes O302'leri. Takır tukur sallana ballana gider, üstüne üstlük insanlar bir de sigara içerdi. Yaz günü falan yolculuk edenin vay haline, bildiğin azap çekiyordu insanlar.

Peki şimdi nasıl?

Analizli makale tribine girdim ayrı paragraf açarak farkettin mi? Pek bir bilim insanı, pek bir 24'ümde tüm dünyanı çözdüm yedim ham yaptımcılık oynadım bir an. Neyse mevzu bu değil; şimdi sana bulunduğum otobüsteki teknolojik olanakları sayıyorum.

1- Koltuğun arkasında gömme dolap stilinde yapılmış minnak inç boyutunda 12 ulusal kanallı, 3 film, 1 müzik ve 1 de otobüsün önüne montelenmiş kanlı canlı yayın yapıp yolu gösteren 1 adet kanallı televizyon.

2- Evdeki sınırsız sömürme mantığında bağlatılmış olan internet bağlantısına benzeyen -ara ara kopsa da- 1 adet beeğğğdaaağğvaaaa net.

3- PRİZ. Çok şaşkınsın değil mi? Zamanında su var mı acaba bu otobüste diye sorguladığın taşıta adamlar "priz" yapmış. Verdim prize fişimi, çekiyorum elektriği Refik, var mı benden kekası? Slogan gibi oldu he...

Güzelliklerin yanında standart otobüs bedbahtlıkları da mevcut tabii. Bunlardan bazıları; sürekli saçma sapan bir şekilde ağlayan ve yattığı yeri yadırgayan bebek, horlayan adam, horlayan adamlar, muavinin sinir sınırlarını zorlayan memnuniyetsiz yaşlı teyzeler, bundan 2 tane alabiliyor muyuz? Diye soran abiler ve tabii ki koltuğu senin ağzının içine kadar yatıran ammavelâkin senin arkanda oturan teyzenin mızmızlanmasından ötürü senin yatıramdığın ve acı çektiğin koltuk. Bunlarsız yolculuk olmaz Refik, hayatın gerçekleri gibi, ekmek gibi su gibi kabulleneceksin hepsini. Tam yanımda ise babasının bindiğimizde bana emanet ettiği ve tatile yeni girmiş bir adet ergen mevcut. Ortaokul 3. sınıfı yeni bitirmiş ve artık adını ezberleyemediğim sınavlardan birine girmiş, üzerindeki yoğun stresi atmak için İzmir'e abisinin yanına gidiyormuş. Babası kırk tembih etti çocuğu; onu yapma bunu yapma, inerken şöyle binerken böyle, yok sabah vardığında önce beni sonra abini ara falan filan. Ben de üzüldüm çocuğa abi tribine girdim "bak kulaklığı televizyona bağla şurdan kanallar değişiyor" falan derken çocuk 2 dakika sonra LAK diye ayfon çıkarttı cebinden. Kime ne anlatıyosun Kerim Efendi dedim içimden...


Telefonla sanırım babasına sürekli rapor veriyor çocuk. Eee evladına bağlı oluyor ebevynler. Bağlılık güzel şey heralde, evlatlı olanını daha tatmadım ama gün gelir o da olur belki. İnsanların birilerine bağlı olmaları ve karşılıklı alışveriş içerisinde olmaları ne boyutta olursa olsun tatlı bir durum. Ama zaman oluyor karşısındakini kırabiliyor insan, dikkat etmek lazım. Ben de kırıyorum istemeden birilerini. Fakat işte süreklilik isteyen mevzular ortak noktalarda buluşursa kendini idame ettirebilecek boyuta erişiyor. Yoksa bir zaman sonra tıkanırsın ve akabinde çatırdamalar başlar. Ben bir bilekberi bbm kodu ne işe yarar anlamam, anlamak da istemem açıkçası ama sen de balık ekmek yemekten hoşlanmazsın ve ıssrarla hoşlanmak istemezsin. Bu çok basit iki örnek üzerinden ortak noktaya ulaşılamayacağını artık kavramak ve ona göre davranmak lazım. Yoksa zaman geliyor insanlar kırılıyor.

Balık ekmek üzerinden kırılmayan insanlar seçim sonuçları konusunda kırılabiliyor mesela. Seçim diye birşey vardı değil mi geçen günlerde? Evet evet, seçtik, seçiyormuş gibi yaptık ama nedense 3 dönemdir bir türlü seçemedik. Tüm facebook eşrâfı cehepe'ye oy verdi, peki iktidar partisine oy verenler kim? Diye herkes sorguluyor bu aralar. Dönen dolapları, silinen algıları, yedirilen vaadleri, havaya leblebi gibi sıkılan hümanizma ve özgürlük yalanlarını, değişen kalıpları, inkar edilen geçmişi, "aman canım savaşmasalarmış, kurtarmasalarmış ben mi dedim"ciliği, çok değil 8-9 sene önce adını besmeleyle ağzına aldığın isimlerin nasıl mavraya bağlandığını, üniformalı ve favorileri kulak hizasında kesili abilerin teker teker "hain" etiketi ile paketlendiği, yeni dünya düzeni kisvesi ile avuç avuç yedirilip daha sonra boğum boğum içimizden çıkacak olan yalanları seçemedik. Çok acılı, popülist bir paragraf yazdım, nasıl? Gazeteci ağzıyla yazıldığı zaman algılayabiliyor insanlar olanları fakat ne senin facebook listende ne de benim arkadaşlarım arasında akepeli yok Refik. O ortalarda dönen videolar ve yenilen nanelerin ispatını sen, ben, biz, siz, onlar izleyebiliyor. İş, aş olmayan evde internet de yoktur kanımca. Al sana bir kilo bulgur ve 1 rey. Az önce sana seçimin sırrını verdim. Hatta Selim Sırrı Tarcan diye de bir adam vardı, ona benzeyen isimde de bir adam var şu an mecliste. Özgürlük, hak hukuk falan filan ama Taksim'den okula gitmek için geçerken "özgürlük" adına benim götümde patlayan bombanın hesabını kimse veremez bana. Ya öyle işte...

Ara ara elimden geldiğince çiziktirmeye çalıştığım yazılara ve anlaşılacağı üzere İstanbul'a bir vakit ara.

O değil de bu kekten 2 tane alabiliyor muyuz?


K.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder