"Göç" ile ilgili bir kitap raporu ödevim vardı final için. Ödev olduğu için biraz isteksiz okudum o kitabı ama öyle böyle bir şekilde sonuna kadar geldi. Daha önce yazmıştım, dayatma olan şeyleri sevmiyorum diye; bu kitap olsa bile hoşlanmıyorum. Fakat tabii ki yapıcaz ödev sonuçta, görevimiz icâbı gak guk. Hmm, ne diyordum? Heh göç! Evet, kitabın içinde bir ülkeden başka bir ülkeye göç eden insanlar için "göçer" sıfatını kullanmış. İlk başta garip geldi bana -kitabın yazarı Iain Chambers bu arada- göçer kelimesini ilk kez orda duydum çünkü. Okudukça benimsedim sonra sonra. Kitabın genel konusu göç sonucu kendi yerel kimliklerinden uzaklaşan insanlar ve beyaz hegemonyanın sömürge mantığıyla irdelemeye çalıştığı ve de "öteki" olarak adlandırdığı kesim. Yani doğu dünyası. Belki koyarım buraya kitap için yazdıklarımı ama emin de değilim açıkçası. Sonra başka bir yerlerde herhangi bir konuda kendi cümlelerimi duyunca şaşırıyorum...
Kitabın genel dili terimler bakımından biraz ağır fakat herhangi bir felsefe sözlüğü yardımı ile kolayca kavranabilecek bir terminolojisi var. Benim açımdan "farkındalık" duyumu biraz biraz sarstı sanırım okuduklarım. "Aaa hakikaten öyle yahu" dediğim bir kaç bölüm oldu kitabın içinde. Çoğunlukla modernite adı altında insanlara dayatılan olağan şeylerde oldu bu tepkim. Genel güruha hitap eden bir tektipleştirme var ve biz bunun hem farkındayız hem de değiliz. İşte o farkındalık da tam o noktada cimcirdi kolumu. "Niye yapıyoruz ki tüm bunları?" dedim kendi kendime. Fakat öteki taraftan baktığımda da neredeyse tüm çevrem hatta çoğu insan, hemen hemen bütün şehir ve doğal olarak tüm ülke aynı yolda sağa ve sola bakmadan ilerlemekteyiz. Bu kimlikten sıyrılış ve akabinde gelecek olan kopuş hayr-ı âlâmet bir durum mu? Biraz kafa yorduktan sonra hiç öyle olmadığını ve herşeyin tatsızlaştığını farkettim. Bir yandan da insanın kafasında "e dışardan gelen tüm şeylere kapalı mı olalım?" sorusu uyanmıyor değil. Tabii ki kapalı olmayalım ama insanın kendi mayasını da unutması ve yadırgaması pek tatlı birşey olmasa gerek.
Bir hocamın söylediği "ulen anan soğan baban sarımsak, kime neyi satmaya çalışıyorsun?" özlü sözüyle, "nokta" derim.
K.
17 Haziran 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder