Hmm... Yani, ne biliyim şu an bilemedim. O değil de beklentilerin fazla olması ortamı daima geriyor sanırım. Aslında beklenti denen şeyin de ortada olduğu çok âşikâr. Yani bu aslında görmeyle alakalı bir durum. Nasıl desem? Sen onyüzbinmilyon baloncuk gücünde donanımlısındır, meraklı gibi görünen boş bir güruhu peşinden sürüklüyosundur ama buna karşın ufak ayrıntıları nedense göremezsin. Ya da tam aksi birşeyler yapıyor da olabilirsin. Ne biliyim, tarihin yönünü değiştirecek bir buluş ortaya koyarsın ama o kadar küçük şeyleri es geçersin ki, bir anda salak konumuna düşersin ve o yaptığın buluş osuruktan tayyare olur insanların gözünde. Çok zor vazgeçebilme yetimin yanında tam aksi olarak çok da kolay vazgeçebilme özelliğim var bir çok şeyden. Bu da doğal olarak sorunları peşisıra getiriveriyor hayatta. Hangi insan sorun ister ki? Var mıdır acaba "evet ben sorun istiyorum, düşün o derece bir manyağım" diyen bir zat? Fakat sorun kelimesi o kadar çok karşılaşılan birşey oldu ki artık, çözüm üretmek olağan bir durum haline geldi. İnsanların kafasında belirli çözüm kalıpları var ve anında bir kutunun içine yerleştirebiliyorlar onu. He, olmadı mı? Hooop hemen bir yenisi. Yani olasılık hesaplayarak yenisi bile yaratılabiliniyor hemencicik.
Ben yeni şeyleri pek sevmiyorum sanırım. Yenisi gelince eskisinin yerini alıyor, o gidiyor sonra bir başka yeni geliyor... Eee? O eskinin harcadığı emek ne olucak? Mevcutla idare etmeyi bilmek önemli sanırım ya da bu idareden ziyade bana göre; elindekinin sana ifade ettiği ve onunla aranda olan soyut bağlantı ile alakalı birşey. Gerçi bu göreceli bir kavram, cismî birşeye de bağlayabilirsin bunu, mânevî birşeye de. Herhangi bir kot bile olabilir bak bu. Var öyle benim atmaya kıyamadığım kotlarım. "Yahu hasta mısın arkadaşım? Kotla nasıl bir bağlantı kurabilirsin ki?" dedin 2 saniye önce biliyorum. O da kotla senin aranda olan birşey artık. Tart kafana göre...
Minik bir tavsiye; "Cenk Erdoğan Trio - İle" bu albümü biryerden edinip mutlaka dinle. Özellikle 4. parça; "Tatlı Dillim"... Böyle naif bir yorum duymadım ben. Neşet Baba'ya da selamlar olsun o vakit...
K.
2 Haziran 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder